Biz

Biz birlikte güzeliz sevgili deniz.
Yüzün
ben baktıkça daha mavi,
kıyıların
ben bastıkça sohbetli.

Biz birlikte özgürüz sevgili deniz
Ben
sana sarıldıkça öteyim dünyadan.
Üstünde gezindikçe,
dalgalarında yükselip indikçe
razıyım uyanmaktan.

Sen,
beni kucakladıkça engin,
atlayıp bir kayalıktan
dibini bulamadığımca daha derinsin.
Kadimsin,
kalendersin,
hakimsin
ama bir gölden,
bir nehirden benimle ayrılır sesin.

Ufkunda gemilerini yürüten benim.
Seni keşfe çıkıp fırtınalarında kaybolmuş,
renkli mercanlarını yaydığın,
balıklarına yuva yaptığın batık yelkenliler ben’im.

Ben senin isminim sevgili deniz.
Seni fısıldayan,
bağıran,
adından ilhamla şiirler yazıp
şarkılar besteleyenim.

Sen,
şiddetli kabartılarınla döverken kayaları
bir sigara dumanıyla sana kederli,
keyifli,
gelgitli selamlar gönderenim.

Biz birlikte varız sevgili deniz.
Küreğim teninde gezinir,
oltam gün doğumunda istavrite kur yaparken
ve saçlarım yosun,
derim iyot kokarken tamız.

Aylardan kasım,
yine adını kaleme doladım.
Oturup kumlarına, aklımı manzarana uzattım.
Ben iyiyim,
yok yarına ilişkin kedere değer bir kaygım.
Sen de öylesin,
öyle’den öte,
yıldızlarını takmış dünyevi bir tanrıça gibi
ışık ışık süzülmektesin.

Biz
aynı nakaratta buluşmuş çift sesli bir ezgi gibi
iki sonbahar misafiriyiz şimdi.
Biraz oturup, kalkacağız mevsimden.
Kışı eldivenlerle tutup
geçeceğiz buzlu bir demden.
Sonra
açık pencerelerden sızan cik cikli sabahlara uyanacağız hep yaptığımız gibi.

Biz
aynı güz güneşinde gülümseyen
iki bilinenli denklemiz şimdi,
iyi ki …

İLK-sizlikteki SON-suzluk

Joseph Beg /Too Late Now

En zorudur oyunu açmak;


söze ilk başlayan,
ışığı yüzünde ilk hisseden olmak.

Bir müzik cümlesinin ilk motifini hayal etmek…

Mermere ilk kesiği,

tuvale ilk rengi ve kağıda ilk cümleyi atmak…

Çünkü güçlü başlangıçlar yapmadan beli doğrulmaz hiçbir eserin.

Çünkü,

ilhamını ilk hareketten alır gösteri.

İlk cümlenin arkasına saklanır heybetli bir şiirin en dile dolanan dizesi.

Yolu açmak, yoldan gitmekten zor olduğu için

bir başlangıç ya rezil ya da vezir eder sahibini.

İki insan arasında olan da bundan farklı değil sanki.

İçten bir gülümseme, güçlü bir tokalaşma, gözden göze akan sözsüz ama kararlı bir merhaba…

İlk temas…

Her şeyin güzel gideceği ya da hiçbir çabanın, o adı konulamayan asimetriyi düzeltemeyeceği an sinerjisi…

Belki de bu yüzden bir şeyi sonlandıran en önemli şeyin sırrını başlangıcında aramak lazım. İyi ya da kötü, sevgi ya da nefret fark etmeksizin bütün sonlar başlangıçlarından ilham alıyor gibi.

Fakat yine de tecrübeleri, istatistikleri yanıltan hal ve oluşlar var.

Yumurtayı kırdığımız andan itibaren asla doğru ilerlemediğimiz bir tariften, anlaşılmaz bir lezzet şölenine dönüşen deneysel bir kek misali…

Beyaz gömleğimize damlamış öğle yemeği arması ya da sıcaktan façası bozulmuş kalanımızla elini sıktığımız yunan heykeli adamlar ve tanrıça modeli kadınlarla süregelen mükemmel ilişkilerimiz var (!) 🙂

Hem o kadar seyrek bir mucize olsaydı bu, “Büyük aşklar nefretle başlar.” diye gezegensel bir vecizemiz olur muydu hiç?

Siz de fark etmişsinizdir;

onlarca cümle yazılmasına rağmen
başlayamamış bir yazı var burada.

Giriş cümlesini, sıradan bir anahtar ya da toka gibi nerede unuttuğunu bilemeyen bir heveskarın geliştirme ve sonlandırma telaşı var.

Eğer hala okuyorsan yazılanları, yalnızca “Şanslıyım.” derim.

Eğer benzer bir illetin yamacındaysan,

direnmeyi bırakmanı salık veririm.

Keza,

bir tür zihin spazmıdır yaşadığın

ve

gidilmez ondan.

Suyun ortasında bacağını yaran bileyli ağrı gibi yalnız bir kriz anıdır.

Çırpındıkça kenetlenen bir tutunmadır bu, duygu krampıdır

gidilmez…

Kendini hareketsizliğe teslim etmek gelirse aklına,

belki o gider senden.

Kuşatacak bir yer kalmadığında,

bittiğinde savaş,

vazgeçer.

İlk cümlesini, okyanusun içine düşürdüğü damla gibi yitirmiş bir yazının sonundan medet ummak saflık olur.

Böyle anlarda heveskar hep aynı üç noktaya tutunur.

Derya CESUR