Bazen

Bazen her şey çok fazladır.
Kırılan bardak,
taşan çorba,
çalan telefon,
ayağa takılan oyuncak…

Bazen
ne yapsa gökyüzü, fazladır.
Güneş çok yakar,
rüzgar çok üşütür
yağmur çok ıslatır,
bazen.

Aynalar çok fazla gösterir  o zamanlarda
saçın beyazını,
alnın kırışığını,
gözün üstündeki kaşı.

Gündüzler girdaba
geceler limana dönüşür.
Karanlık aydınlığın,
sessizlik gürültünün
devirir sultanlığını.
Bir cenin gibi bükülüp kendi içine
yitirmek ister insan
dünü,
bugünü,
meçhul yarını.
Hiçlikte asılıp,
onunla bir olmak ister
bazen.

İnsan bazen yorulur beklemekten Godot’yu,
hep aynı başa sarıp
başka türlü olsun diye uğraştığı Son’u.

“Dünyadasın, işte bunun tedavisi yok.” diye bir not düşer defterine,
henüz doğmadığı zamanlarda söylenmiş.
Ve güler,
zamanın asla değiştiremediği şeylere.

Bir varmış iki yokmuş
Köz harlanıp yeli boğmuş
Kuş uçmuş göğü delmiş
Söz dolanıp düğüm olmuş

Develer tellal iken
Mevsim güzden kışa çıkmış
Pireler berber iken
Kağıt gemi suda batmış

Ben babamın beşiğini
Tıngır mıngır sallar iken
Kaf dağını ateş tutmuş
Dertli dolap dile gelmiş
Dinlemişim,

beni yutmuş

Requem

Seni uğurlamaya geldim Aphareka.
Doldukça taşıp,
taştıkça dolan sinemi döküp önüne
kendimi seninle yaşatmaya geldim.

Senden ve benden çok önce bir zamana gönderdim adını.
Orada kal
ve armut deyinceye kadar çıkma dışarı.
Takvimlere yaklaşıp da kandırma haftaları, ayları.

Kal
ve benim denizlerime koş,
göğsüme sığdıramadığım gökle tanış,
benden bir kuş uçur ufuklarına.

Balıkçı teknesine uzaktan salladığım elim ol.
Arkandan uğul uğul akan şehri duyan kulağım ol.
Günebakanlar gibi güneşe yükselen yüzüm,
yağmurlu patikalarda adımlayan ayağım,
baharlı hayallere düşürdüğüm aklım ol.

Gözüm ol Aphareka;
duvarlar arasında gezinip,
duvarlar ötesini
sıladan sayan gözüm…

Pazar gürültülerine karış bir öğle vakti,
seçmece bağırtılar gönder bana.
Misket elmalardan  koy ceplerine.
Göğsünde biraz parlatıp, kaygısızca ısırdığında
kulağına dolan o lezzetli sesi gönder.

Gidip bir çay bahçesine,
üstüne kuş pislemiş masalardan birine otur.
Sana gölge, kuşa yuva bir ağaç var baş üstünde.
Bak o ağaca uzun uzun, minnetle.

Buralar çok ıssız Aphareka
Buralar
hiç görülmedik bir kabusta hapis.
Gelme !
Bana eskilerden
nihavend şarkılar söyle.

Bu gezegen hiç böyle oldu mu Aphareka?
Aynı requem, aynı aynı gecede
yüzlerce farklı dilde nefes buldu mu?

Ben bilmiyorum,
sen de öyle.
Lakin bu yaşlı kaya biliyor her şeyi.
Belki milyonuncu kez sarsıyor şuurumuzu,
kırılganlığımızı hoyratça yüzümüze çarpıyor.

Duyuyor musun Aphareka?
Hüznünden mi susuyorsun?
Bakma benim ekşi dilime.
Oturup da kalma bir konak üstünde.
Yürü, koş soluğun yettiğince.
Rüzgarı anlat, ormanı anlat,
konuşan, gülüşen, diz dize söyleşen insanları anlat bana.

Uyandığım her sabah için
çiçekli umutlar asmalıyım
mandalımın ucuna.
Sen şimdi
mavili yeşilli, cıvıltılı masallar bırak avucuma.

Kal Aphareka,
düşme bugünün yollarına.
Bu siyah şarkı susana dek
bekle
o berceste zamanda.

Derya CESUR
Karantinada 17.Gün

Müzik: Weltschmerz -Daniel Paterok