Cantabile

Yağıyor yağmur…
İçinden kreşendolar yürüyor.
Birbiri ardına allegro ve adagiolar…
Dev bir orkestranın önündeki solo,
tatlı, yumuşak bir konçerto gibi
akıyor yağmur.

Serinliği serinletiyor dışarıda yağmur.
Minör bir akorun içinde
her notayı ayrı ayrı duyuran sakin bir arpej gibi
her nesnenin üstünde
başka bir ses oluyor,
yaprakta la
saçakta do
toprakta dominant mi çalıyor yağmur.

Kafiyeli bir nakaratın duyuş ahengiyle yarışır gibi
vuruyor çatıya.
Sürprizli esler,
dekreşendo darbelerle
sözün
gülüşün
düşün
asmadaki üzümün

ortasından geçiyor yağmur.

Katedrallerde tınlayan acapella ilahiler gibi
huşudan bir hare olup
sarıyor sessizliği.
İncir kokulu mavi bir sabahı açmak için
üç zamanlı bir ritimde,
uyuklayan akşamı örtüyor yağmur.

Şarkı söyler gibi
cantabile
yağıyor yağmur.

Mini sözlük

Kreşendo : Sesi gittikçe güçlendirerek
Allegro: Çabuk tempo
Adagio: Ağır tempo
Konçerto: Birlikte çalınmak üzere, orkestra ile bir solo çalgı için bestelenmiş müzik yapıtı.
Arpej: Akor seslerinin birlikte değil de birbiri arkasından çalınması Dominant: Dizinin beşinci derecesi
Dekreşendo: Sesi gittikçe söndürerek
Acapella: Çalgı eşliksiz, insan sesi ile yapılan çok sesli müzik
Cantabile: Şarkı söyler gibi.

Sessizliğe

Sere serpe uzanma koltuğuma,

biraz sus

ve sonra

git.

Alışmayalım birbirimize usulca

Loş odalarda,

üzerimi örten uykulardan bırak biraz,

sonra

bit.

İLK-sizlikteki SON-suzluk

Joseph Beg /Too Late Now

En zorudur oyunu açmak;


söze ilk başlayan,
ışığı yüzünde ilk hisseden olmak.

Bir müzik cümlesinin ilk motifini hayal etmek…

Mermere ilk kesiği,

tuvale ilk rengi ve kağıda ilk cümleyi atmak…

Çünkü güçlü başlangıçlar yapmadan beli doğrulmaz hiçbir eserin.

Çünkü,

ilhamını ilk hareketten alır gösteri.

İlk cümlenin arkasına saklanır heybetli bir şiirin en dile dolanan dizesi.

Yolu açmak, yoldan gitmekten zor olduğu için

bir başlangıç ya rezil ya da vezir eder sahibini.

İki insan arasında olan da bundan farklı değil sanki.

İçten bir gülümseme, güçlü bir tokalaşma, gözden göze akan sözsüz ama kararlı bir merhaba…

İlk temas…

Her şeyin güzel gideceği ya da hiçbir çabanın, o adı konulamayan asimetriyi düzeltemeyeceği an sinerjisi…

Belki de bu yüzden bir şeyi sonlandıran en önemli şeyin sırrını başlangıcında aramak lazım. İyi ya da kötü, sevgi ya da nefret fark etmeksizin bütün sonlar başlangıçlarından ilham alıyor gibi.

Fakat yine de tecrübeleri, istatistikleri yanıltan hal ve oluşlar var.

Yumurtayı kırdığımız andan itibaren asla doğru ilerlemediğimiz bir tariften, anlaşılmaz bir lezzet şölenine dönüşen deneysel bir kek misali…

Beyaz gömleğimize damlamış öğle yemeği arması ya da sıcaktan façası bozulmuş kalanımızla elini sıktığımız yunan heykeli adamlar ve tanrıça modeli kadınlarla süregelen mükemmel ilişkilerimiz var (!) 🙂

Hem o kadar seyrek bir mucize olsaydı bu, “Büyük aşklar nefretle başlar.” diye gezegensel bir vecizemiz olur muydu hiç?

Siz de fark etmişsinizdir;

onlarca cümle yazılmasına rağmen
başlayamamış bir yazı var burada.

Giriş cümlesini, sıradan bir anahtar ya da toka gibi nerede unuttuğunu bilemeyen bir heveskarın geliştirme ve sonlandırma telaşı var.

Eğer hala okuyorsan yazılanları, yalnızca “Şanslıyım.” derim.

Eğer benzer bir illetin yamacındaysan,

direnmeyi bırakmanı salık veririm.

Keza,

bir tür zihin spazmıdır yaşadığın

ve

gidilmez ondan.

Suyun ortasında bacağını yaran bileyli ağrı gibi yalnız bir kriz anıdır.

Çırpındıkça kenetlenen bir tutunmadır bu, duygu krampıdır

gidilmez…

Kendini hareketsizliğe teslim etmek gelirse aklına,

belki o gider senden.

Kuşatacak bir yer kalmadığında,

bittiğinde savaş,

vazgeçer.

İlk cümlesini, okyanusun içine düşürdüğü damla gibi yitirmiş bir yazının sonundan medet ummak saflık olur.

Böyle anlarda heveskar hep aynı üç noktaya tutunur.

Akrostiş

Mülayim parfümler dağılıyordu elbiselerinden

Alınları geniş ve adımları senkronikti

Sahte gülüşler fışkırıyordu metalik seslerinden

Kambur akılların müritleriydi yaldızlı düğmeleri

Eriyince ipler, göründü nâbinâ gözleri