Ritim (0) Sıfır

Oraya nasıl geldiğimle ilgili hiçbir fikrim yoktu. Öncesine ait hatırladığım ilk kare, salonun ortasında ayakta duruyor oluşumdu.

Salon içerisi zaman ilerledikçe kalabalıklaştı. Önümde uzun bir masa vardı. Masa üzerinde ne olduklarına dair bir anlam veremediğim onlarca farklı obje mevcuttu. Gül, üzüm, şarap, çatal iğne, neşter, makas, ruj, pamuk, tabanca, sigara, çakmak, zincir ve daha neler neler… Özenle masa üzerine yerleştirilmişti.

Oradaki herkes neden geldiğinin farkında gibi davransa da benim oraya nasıl geldiğim ve neyle karşılaşacağıma dair en ufak bir fikrim yoktu.

Kısa süre sonra salona bir bayan girdi. Tek kelime konuşmadan masanın biraz ilerisine geçip beklemeye başladı. Hareketsiz, öylece bekliyordu ve üzerinde şöyle yazıyordu: “Ben altı saat boyunca burada ayakta duracağım. Bu objelerle bana istediğinizi yapabilirsiniz. Olacakların hepsinden ben sorumluyum.”

Neden altı saat boyunca hareketsizce bekleyeceğine, kendisine kimin neden ve ne yapabileceğine dair sorular zihnimin içinde dönüp duruyordu.

Kadın öylece bekliyor, içinde bulunduğum kalabalık öylece izliyordu. En küçük bir ses yoktu. Bu sırada gözlerimi masanın üzerine dikmiş, üzerinde bulunan farklı nesneleri inceliyordum. Bunlarla, hareketsiz öylece duran bir kadına ne yapılabilir ki diye düşünmeye başladım. Kadın adeta cansız bir manken gibi gözünü bile oynatmıyordu. Yaklaşık bir saat sonra bir bey masa üzerinde duran gülü alıp kadına uzattı. Herhangi bir tepki olmamıştı. Sonrasında adam, kadının ellerini açarak gülü avucuna yerleştirip yerine döndü.

Kısa süre sonra bu kez bir bayan masa üzerinden bir toka alıp kadının saçlarına taktı. Hemen ardından başka bir bayan masa üzerindeki ruju alıp kadının dudaklarını boyadı. Kadın hiçbir harekete tepki vermiyordu.

Kadının hareketsizliği, içimde, derinlerimde bir yerleri tetikliyor, benim de masa üzerinde duran objelerden biriyle kadın üzerinde bir harekette bulunma arzumu körüklüyordu. Başka insanlarda da aynı duygu belirmiş olmalı ki birçok kişi kadının etrafında çember olmuş üzerinde farklı eylemlerde bulunuyordu. Herkes eğleniyor gibiydi. Kadına zarar vermekten çekinerek hareket ediyorlardı. Bu gösteriyi daha fazla devam ettiremeyeceği kanısındaydım. Masadan tüy alıp kadına yaklaştım ve boynunun altını gıdıklamaya başladım. Buna tepkisiz kalamazdı muhtemelen, en azından boynunu hareket ettirir diye düşünürken; en ufak bir tepki vermedi. Galiba oldukça başarılı bir performans sanatçısıydı.

Zaman ilerledikçe hem ben hem de salonu dolduranlar daha da heyecanlanıyordu. Karşımızda hareketsiz, aslında canlı bir obje tüm etkilerimize tepkisiz kalıyordu.

Birisi kadının ağzına sigara sokup ateşledi. Sigara öylece duruyordu dudakları arasında. Hemen ardından bir bayan gelip elindeki makasla elbisesinin kollarını kesip yere attı. Adeta herkes aklındakini uygulamak için sıraya geçmişti. Ben de sıradaydım ve bu kez elimde herhangi bir şey yoktu. Sıra bana geldiğinde kadının suratına sertçe bir tokat attım. Yine tepki vermedi. Tepkisiz kalması kafamı karıştırıyor, içimde hırlamaya başlayan ne olduğunu bilmediğim ruhsal bir yaratığı besliyordu. Farklı bir şey yapmak için masanın oraya döndüm.

Diğer insanların enerjisi de benimle aynı doğrultuda ve yoğunluktaydı. Salon içerisinde bir enerji alanı oluşmuş, herkes bu mistik gücün esiri olmuştu. Gösterinin son bulmasına daha üç saate yakın bir zaman vardı ve aklımdan türlü fanteziler geçiyordu. Sonuç olarak gönüllü bir avım vardı. Ve içimde dişlerini bileyen bir avcı!

Bir bayan, kadına yaklaşıp üzerindeki elbiseyi neşterle keserek parçalayıp attı. Üstü tamamen çıplaktı artık. Bir diğer bayan rujla meme uçlarını boyayıp ardından kollarına ve göbeğine yazılar yazdı. İnsanlar homurtular eşliğinde zevkle olan biteni izliyordu. Bir adam yanaşıp kadının rujla boyanmış memelerini emmeye başladı. Kudurmuş gibiydim. Elime neşteri alıp kadının boynuna ince bir kesik attım, kesikten aşağı doğru ağır ağır kan süzülmeye başladı. Bir başka adam yaklaşıp akan kanı emiyordu. Etki büyüyordu fakat hala en ufak bir tepki yoktu.

Elinde duran gülü alıp, gülün dikenini sol göğsünün üzerine saplayıp olanca gücümle aşağı doğru kaydırdım. Gülün dikeni tenini yırtarak ilerledi. Bu acıya katlanması ve tepkisiz kalışı beni daha da kamçılıyordu. Bir bayan, kadının çıplak fotoğraflarını çekiyor, çıkan görüntüleri eline tutuşturuyordu. Bu sırada kadının gözyaşları yanaklarından aşağı süzülmeye başladı. Sadece gözyaşı akıyor, ne bir ses ne bir hareket fark edilmiyordu. Bir bayan yaklaşıp kadının gözyaşlarını sildi. Bir başkası çıplak olan üzerine bir şal örttü.

Ardından iki kişi kadını olduğu yerden kaldırıp salonun farklı noktalarına taşıdık. Onun bu hali cinsel arzularımı da arttırıyordu. Birçok erkek kadının bedenini okşuyor, dudaklarını, boynunu ve memelerini öpüyordu. İki elimle kadının belini kavradım ve tırnaklarımı var gücümle derisine batırdım. Ardından bedenini kaldırıp masa üzerine uzattım. Pantolonunu indirip tecavüz etmek istedim fakat çıkarmayı başaramadım. Bir taraftan da başkaları beni kenara çekiyordu. Kadını kaldırıp sandalyeye oturtup ayaklarını sandalye ayaklarına bağladılar. İnsanlar delirmiş gibiydi ve gözlerinin içleri parlıyordu. Hepimiz görünmez o koyu komutanın askerleriydik. Bunca etki karşısında kadının göstermediği tepki, artık kendisine uygulanacak en ağır eylemlerin bile resmi tasdikiydi bizim için.

Masa üzerinde duran tek mermiyi tabancaya yerleştiren biri, kadına yaklaşarak tabancayı şakağına dayadı. Salona bir anda büyük bir sessizlik hâkim oldu. Herkes dikkatle tabancaya ve onu elinde tutan adama bakıyordu. Tetiği çekmesini ve arkadaki duvarı boyayacak olan kanı seyretmeyi bekliyordu adeta kalabalık ve tabi büyük bir merakla ben de!

“Yeter artık!” diye bağıran bir adam gelerek tabancayı aldı. Galerinin sahibiydi bu… Ve gösterinin artık bittiğini haykırdı. Yaklaşık altı saat olmuştu. Zaman nasılda geçivermişti. Ellerim titriyor, canavarlaşan duygularım açlığının giderilmesini bekliyordu. Bu sırada herkesin gözü kadındaydı…

O kadın, yani Marina Abramovic; kafasını kaldırdı ve karşısındaki kalabalığa bakarak yürümeye başladı. Kalbime şiddetli bir korku hâsıl oldu ve sanki öldüğüne emin olduğum bir insan mezarından kalkmış üzerime yürüyordu. Kendi yarattığımız eser ruhumuza korku salıyordu. Büyük bir çoğunluk birbirini itekleyerek kaçışmaya başladı…

Kan ter içinde uyandım. Gördüğüm kâbusun uzun süre etkisinden kurtulamadım. Aklımda tek bir soru vardı:

Bu gördüklerim gerçek olsa aynı şeyleri yapar mıydım?

Cevabı da buraya bırakayım:

Marina Abramovic’in 1974 yılında sergilediği “Rhythm 0” adlı gösterisinde insan, bunların hepsini yaptı!

Özkan SARI