Mikrofon Açık!

Hani bazen mikrofon açık unutulur da konuşmacının tüm konuştukları duyulur… Aslında programın akışının dışında yaşanan bir olaydır bu ve istenmeyen sonuçlara neden olabilir.

Benim de ara ara böyle istenmeyen küçük kazalarım olur. Özenle, kelimeleri seçe seçe, tekrar tekrar üzerinden geçerek yayınladığım yazılarımı bitirmemin hemen ardından, kalemimin kapağını açık unuturum. Planlı yazım faaliyetimin dışında gelişen ve kimsenin okumayacağını düşündüğüm kelimeleri ardı ardına sıralar, el ele tutuştururum. Özenmem, kelimeleri seçmem ve tekrar üzerinden geçmem. Orası sahnenin arkasında, seyirciden uzakta kuralsız bir alandır.

Kalemimin kapağı açık kaldıysa ve karalamaya başladıysa yer yer beyefendi, yer yer serseri kelimeler… Ve siz okuduysanız bu başıboş cümleleri,  bunun bir iş kazası olduğunu aklınızdan çıkarmayın. Argo kelimelerimin rahatsız edici haykırışlarını duyarsanız eğer, kusura bakmayın ama bu konudaki burun kıvırışlarınızı ciddiye alamam, çünkü siz de fazlasıyla kullanıyorsunuz onları mikrofonun kapalı olduğu zamanlarda. Değil mi?

Peki, neden mikrofonun açık olduğu zamanlarda sarf ettiğimiz kelimelerle mikrofonun kapalı olduğu zamanlarda sarf ettiklerimiz çoğunlukla birbirine tezat oluşturur hiç düşündünüz mü? Kapalı olduğunda söylediklerimizin daha çok asıl ve samimi görüşlerimiz olduğu aşikâr iken, açık olduğunda söylediklerimiz neden gerçeklik ve samimiyetten uzak olur?

Fark, sahnenin neresinde durduğumuz ile ilgilidir. Sahnenin tam ortasında ışıklar altında ve seyircinin bakışları üzerimizdeyken, genellikle kendi benliğimizden uzak, seyircinin görmek ve duymak istediklerine yönelik sahte bir surete bürünürüz. Çünkü seyirci için sizin doğrularınızın ve acıtan gerçeklerinizin bir önemi yoktur. Ne kadar seyircinin duymak istediklerini dillendirir ve görmek istediklerini sahnelerseniz, seyircinin de takdirini kazanırsınız.

Sahnenin arkasında gözlerden uzak karanlık bir alanda ise kendi benliğimize bürünüveririz. Orada sadece bir seyirci vardır, o da kendimiz. Kendinizi kandıramazsınız. Seyirci koltuğunda otururken başka bir konuşmacının sizin duymak ve görmek istediklerinizi sergilemesi beklentisi içerisinde olabilirsiniz fakat konuşmacının(oyuncunun) da dinleyicinin(seyircinin) de siz olduğunuz bir ortamda kendinizi kandıramazsınız. İşte bu ortamda(mikrofon kapalı iken) başkaları tarafından fark edilirseniz, o başkalarının hayal kırıklığına neden olabilirsiniz. Buradaki ayrımı iyi yapmalıyız. Gerçeklerin sıklıkla kulağımızdan ve gözümüzden içeri girmesini istemeyiz. Gerçekler, özellikle akıl almaz insan ırkının şekillendirdiği bu gezegenin gerçekleri oldukça rahatsız edicidir. 

Biliyorum! Kalemimin kapağını(mikrofonu) açık unuttuğumu düşündünüz ve merakla serseri ve argo kelimelerimin izini sürdünüz. Ama yazarken kelimeleri yine özenle seçmeye çalıştım ve tekrar üzerinden geçtim. Yani aslında o yazı bu yazı değil…

Mikrofon açık!

Şimdi müsaadenizle sahneden iniyorum. Sahne arkasında küçük bir işim var.

Yine bazılarınız çok kapalı ve kafa karıştırıcı yazdığımı düşünebilir.

Ne yapayım?

Bu kadarını becerebiliyorum.

Özkan SARI

Oyun

Sence de

Bir tepeden aşağıya gürültüyle yuvarlanan kayalara benzemiyor muyuz?

Önüne ne çıkar ve yol nerede biter bilmeden yer çekimine mecburen boyun eğen, irili ufaklı “şeyler” topluluğu olabiliriz pekala.

Bana sorsalardı eğer, kalmak isterdim o tepenin başında.

Olimpos’un dev Tanrı heykelleri gibi öylece durup seyretmek isterdim alem-i cihanı.

Bilinmeyene aldığım yola tercih ederdim o şiirsel yalnızlığı.

Kimse sormadı.

Ah Aphareka!

Merak ediyorum, böyle kıyametlerce nereye sürüklendiğimizi ve de ömrümüzü hangi sanrı uğruna hunharca tükettiğimizi.

Kalmadı insanın ayak sürdüğü hiçbir yerde sükunet

Baş semaya, ayak toprağa kıyasıya hasret

Betonlarca mesafe koyduk aramıza hakikat ile.

Ve şimdi avuçlarca kapsül yutuyorsak,

Sonsuz bir hevesle doldurup çantalarımızı, bir türlü tamamlanamıyorsak,

Şarkılarımız ucuz kadın çorapları gibi tek kullanımlıksa,

Aşklarımız plastik ve ruhlarımız bu denli teslimse kibire

İşte bu yüzden,

Bu melun ilizyondan elbet.

Başımı gövdeme sığdıramadığım zamanlarım var Aphareka.

Uykularımı vagon vagon bölen,

Ne yana çevirsem aklımı, gelip orada sivrilen dikenli dallarım var.

Bin perdeli bir oyunu sahnelemeye mecbur edilen oyuncular değil miyiz sence de?

Dekorun büyüklüğü ve ışıltısı karşısında oynadıkça küçülen ve geçip arkasına bakmayı asla düşlemeyen biz değil miyiz?

Suflörler konuşuyorlar fısır fısır ve sıralıyoruz ard arda repliklerimizi.

Ezber şart!

Doğaçlama yapanı atıyorlar oyundan.

Aklına estiği gibi konuşamazsın

Aklına geldiği anda susamazsın bile.

Bak birazdan müzik başlayacak ve bizim için yaptıkları kareografiye göre dans edeceğiz.

Bir adım öne, üç adım geriye,

İki adım sağa, tam tur dönüş ve

REVERANS!

İşte bu sevgili dostum;

Her şey ,

Herkes yerli yerinde

Her şey,

Yalnızca perde açık kalsın diye.

Bu kör edici ışıktan, bu dinledikçe insanı gerçeğinden eden uğultudan, yorgun bedenlerimizi ızdıraba sokan bu dipsiz keşmekeşten sen de yorulmadın mı?

Senin de hasret değil mi kulakların gezegenin sahi ve ahenkli sesine?

Bir başyapıtın üzerinde, eline geçenin rastgele ve kabaca salladığı boya fırçasının enkazına benziyor dünya.

Aslını görmek namümkün,

Hissetmek cefa.

 

Derya CESUR