Arkası Kar

İliklerime işleyen, paltomun yakasını kaldırmama, ellerimi ceplerime sokmama ve adımlarımın hızlanmasına yol açan ıslak bir soğuk var.
Hiçbir yere yetişmek zorunda değilim ve hiç kimse beni beklemiyor.
Ne mutluluk!

Mahalleye sinmiş odun kokusunu içime çekiyor, sarı lambaları yeni yeni yanmaya başlamış, nemli, dertli başlarını birbirine yaslamış, tek katlı evlerden gelen sesleri duymaya heves ediyorum.

Biri radyoda haberleri dinlesin!

Ellerini önlüğünde kurulayan bir anne, oyuna dalmış haylazına seslesin! İşten sinirli gelmiş, hayata yenik bir baba yengeyi haşlasın azıcık!

Yaşlı bir kadın söylensin, ağzında diş kalmamış bir amca gelmişine, geçmişine sövsün düzenin.

Olmadı bir kedi fırlasın ansızın yolun ortasına.

Mezarlık kadar sessiz, çıt yok!

Sessizliği huzurla karıştırmamak lazım yerinde sessizlik huzursuz edebiliyor.

Denize çıkan, puslu sokak lambalarının aydınlattığı yine de karanlık sokaklarda dolaşıyorum.

Evlerin başköşesini süslerken önce gözden sonra kapı önüne düşmüş, süngerleri pırtlamış neden bilmem ille de bordo koltuklar. Kullanılmayan ayakkabıların sokuşturulduğu tel dolaplar, kurusun diye asılmış beyaz çamaşırlar, bir deri bir kemik kalmış, başlarını yerden kaldırmadan ürkek gözlerle geleni geçeni izleyen havlamaya mecali kalmamış sokak köpekleri. Çürümeye yüz tutmuş Anadol marka bir otomobil, hüzün, düş kırıklıkları, kabulleniş.

Yürümekten yorulunca soluğu üç katlı, cumbalı, ahşap balık lokantasında alıyor, dar merdivenlerden çıkıp, sırdaş, ketum, her gece türlü yaşanmışlıkları dinlemekten artık hayret etmeyi unutmuş masalardan birine çöküyorum.

Tenha, benden başka nerede olduklarına aldırmadan, cilveleşen, ortam cahili gençten bir çift daha var.

” Arkası kar” diyor garson servis açarken.

Cevap vermeden gülümsüyorum.
Yeni bir şey değil, cevap yerine gülümsüyorum son günlerde, laf olsun diye sormak, konuşmak önemli, cevaplar kimsenin umurunda değil.

Gerçek derin dondurucuda, kim neye inanıyorsa; hakikat o.

Denizin karanlığına dalıyor, kıyıyı döven dalgalarda kayboluyorum.
Sofra kuruluyor, anasondan yüzler geçiyor, kimini tanıyor, kiminin sesini, kiminin kokusunu, kiminin adını dahi hatırlamıyorum.

Ukde, hayal, merak, acaba, pişmanlık ve şimdiki aklım olsaydı el ele tutuşup düğümleniyor boğazıma, şarkıdaki gibi; geç bulunup, çabuk kaybedilen her şey gibi… yutkun yutkunabilirsen.

Her mekânın hayaleti, o hayaletinde ellerinden tuttuğu başka hayaletler vardır!

Hisseder, bilir fakat göremezsiniz.

Belki o yüzden asıyorlardır siyah beyaz fotoğrafları gama kesmiş duvarlara ve belki o yüzden insanlar bu kadar dikkatli bakıyorlardır siyah beyaz fotoğraflara?

Garsonun söylediği gibi, ” arkası kar…”

Ali GÜLCÜ