Kadın

Kadın!

Dilim dokunurken dişim ve damağıma, dudaklarım birbirinden ayrılırken adını serbest bırakmak için, beynim çoktan emrini vermiştir kalbime. Çok değil ama az da değil… Vücut ısımın artıyor oluşunu hissedecek kadar hızla geri çeker ve hızla geri bırakır kanımı kalbim.

Kadın!

Adı bile içini ısıtır eril bedenlerin.  

Bir gün gelir, içini ısıtan o kadınının bedenini soğutur o eril bedenler.

“Bir kadını ortadan ikiye böl…” der Cemal Süreya

“Yarısı annedir, yarısı çocuk, yarısı sevgili, yarısı aşk…”

Bir gün gelir, kadını ortadan ikiye, üçe, beşe böler eril bedenler. Ne anne görürler ne çocuk, ne sevgili görürler ne aşk!

“Duyanlar bunu bilmez, görenler anlamaz bunu!” der Cemal Süreya

“Yarısı rivayettir, yarısı gece.”

Ne duyan olur ne gören, susar kadın eril ellerde bir gece…

“Aşk kadının göz kapaklarındadır.” der Özdemir Asaf

“Sımsıkı yumar gözlerini.”

Bir gün gelir, o eril bedenler yumar kadının gözlerini sımsıkı, birbirine kaynar(kanar) göz kapakları…

Kadın!

“Dünyanın çevresinde döndüğü asıl güneş, çağların gerçek sahibi, gerçek yazıcısı tarihin” der Nazan Bekiroğlu

“ama güçsüz, çünkü daima ödeyen ve ödenen bedel.”

Bir gün gelir, ödetir kadına bedeller, o eril bedenler…

“Ne kadınlar sevdim, zaten yoktular” der Atila İlhan

“nereye kayboldular şimdi kim bilir”

Bir gün gelir, bir kadın sever, sonra da yok eder o eril bedenler…

Kaybolurlar… Ve herkes bilir!

Bir tarafta şiir yazanlar…

Bir tarafta şiir okumayanlar…

Ne şimdi bu?

İronik mi yoksa komik mi?

Ka – dın!

Bana iki hece verin, bir de gece… Mümkünse bu gece…

Hadi şimdi dağılın!

Özkan SARI