Bazen

Bazen her şey çok fazladır.
Kırılan bardak,
taşan çorba,
çalan telefon,
ayağa takılan oyuncak…

Bazen
ne yapsa gökyüzü, fazladır.
Güneş çok yakar,
rüzgar çok üşütür
yağmur çok ıslatır,
bazen.

Aynalar çok fazla gösterir  o zamanlarda
saçın beyazını,
alnın kırışığını,
gözün üstündeki kaşı.

Gündüzler girdaba
geceler limana dönüşür.
Karanlık aydınlığın,
sessizlik gürültünün
devirir sultanlığını.
Bir cenin gibi bükülüp kendi içine
yitirmek ister insan
dünü,
bugünü,
meçhul yarını.
Hiçlikte asılıp,
onunla bir olmak ister
bazen.

İnsan bazen yorulur beklemekten Godot’yu,
hep aynı başa sarıp
başka türlü olsun diye uğraştığı Son’u.

“Dünyadasın, işte bunun tedavisi yok.” diye bir not düşer defterine,
henüz doğmadığı zamanlarda söylenmiş.
Ve güler,
zamanın asla değiştiremediği şeylere.

Hüzünbaz Kadın (No:1)

Şiirden tuvale akar çoğunlukla duygu.
Bu kez boyalar kelimelere dönüşsün dedik.
Ressam Gülay Nalcı’nın Hüzünbaz Kadını Demlik Edebiyat yazarlarının kalemiyle söze geliyor.

Yürüyordu kadın
O yürüdükçe
boyası dökülüyordu
evlerin
çatıların
az önce yanmış lambaların
Temmuzdu
İskelede lacivert bir bavul bekliyordu.
İkindi simitçisi
son para üstünü veriyordu.
Biri eli cebinde,
yüzü denize dönük
saatine bakıyordu bir adam.
Yürüyordu kadın.
Geçip gidiyordu

yoldan,
sokaktan,
yanık susam kokusundan.
Gündüzden artan sesleri,
beli bükülmemiş hevesleri
dağıtıyordu akşam.
Sandaletleri asfaltı sökerken
şehre dönük sırtı üşüyordu.
Çünkü bavul bekliyor,
adam saate bakıyor,
kadın
yalnız yürüyordu.

Derya CESUR
Nisan 2020