Cantabile

Yağıyor yağmur…
İçinden kreşendolar yürüyor.
Birbiri ardına allegro ve adagiolar…
Dev bir orkestranın önündeki solo,
tatlı, yumuşak bir konçerto gibi
akıyor yağmur.

Serinliği serinletiyor dışarıda yağmur.
Minör bir akorun içinde
her notayı ayrı ayrı duyuran sakin bir arpej gibi
her nesnenin üstünde
başka bir ses oluyor,
yaprakta la
saçakta do
toprakta dominant mi çalıyor yağmur.

Kafiyeli bir nakaratın duyuş ahengiyle yarışır gibi
vuruyor çatıya.
Sürprizli esler,
dekreşendo darbelerle
sözün
gülüşün
düşün
asmadaki üzümün

ortasından geçiyor yağmur.

Katedrallerde tınlayan acapella ilahiler gibi
huşudan bir hare olup
sarıyor sessizliği.
İncir kokulu mavi bir sabahı açmak için
üç zamanlı bir ritimde,
uyuklayan akşamı örtüyor yağmur.

Şarkı söyler gibi
cantabile
yağıyor yağmur.

Mini sözlük

Kreşendo : Sesi gittikçe güçlendirerek
Allegro: Çabuk tempo
Adagio: Ağır tempo
Konçerto: Birlikte çalınmak üzere, orkestra ile bir solo çalgı için bestelenmiş müzik yapıtı.
Arpej: Akor seslerinin birlikte değil de birbiri arkasından çalınması Dominant: Dizinin beşinci derecesi
Dekreşendo: Sesi gittikçe söndürerek
Acapella: Çalgı eşliksiz, insan sesi ile yapılan çok sesli müzik
Cantabile: Şarkı söyler gibi.

Sessizliğe

Sere serpe uzanma koltuğuma,

biraz sus

ve sonra

git.

Alışmayalım birbirimize usulca

Loş odalarda,

üzerimi örten uykulardan bırak biraz,

sonra

bit.

Akrostiş

Mülayim parfümler dağılıyordu elbiselerinden

Alınları geniş ve adımları senkronikti

Sahte gülüşler fışkırıyordu metalik seslerinden

Kambur akılların müritleriydi yaldızlı düğmeleri

Eriyince ipler, göründü nâbinâ gözleri

Gel

Derya CESUR

Hadi gel çocuk

bırak güvenli, küçük dünyanı da

gürültüme gel.

Sen dışında başkaca bir şeye umut bağlayamadığım

zavallı büyük dünyama gel.

Gel,

bir sabah ışıltısına bakmakla doyamadığım,

bir akşam üstü pusundan önümü göremediğim gökyüzüme gel.

Hadi,

bırak çığlığını  kulağı yüzyıllardır kirli gezegenime de,

yığınlar içindeki ıssızlığıma,

günahlardan arta kalan saflığıma gel.

Hadi çocuk,

dalgasından bir gün huzur, bir gün öfke üfleyen denizime,

gözlerine en güzel renkleri

ve kulaklarına en çirkin sesleri aynı anda dolduracak olan

bukalemun derili hayatıma gel.

şevkati ve şiddeti yan yana soluyacağın

kızgınlıklarını beklenmedik sevinçlerle yıkayacağın,

ağlamakla gülmek arasındaki yollarda

ip cambazı maharetiyle yaşayacağın durağına gel.

Çağırdım seni bir kere.

Seninle gerçekleştirmek için kurduğum hayallerime,

“böylesini de bilmeli yürek” diye

beslediğim bencilliğime gel.

Bir piyano ezgisiyle arınan

ve bir dünyevi gerçeklikle anında kararan iç sesime,

can şenliklerime,

can kırıklarıma gel.

Hadi çocuk,

tamamla ilk yolculuğunu.

Talip oldum sevincine gülmeye ve kederine ağlamaya.

Kaygısızca gel,

söz verdim senden bir “insan” yaratmaya…

Mart 2014

Bir Gün Bir Yabancı Gelir Şehre ve Hikaye Başlar…

Yağmur sonrası ayazla beraber kol kola giren sis tüm griliğiyle çöker şehrin üstüne,  bir kukumav belirir sisler arasından, gelir konar teller üstüne. Hemen altında tenha bir park içerisinde, köhne bir bank üzerinde bir kadın oturur. Kukumav keskin bakışlarını kadının üzerinde gezdirir ve kendince söylenir; ”Ne zaman ben bu tellere konsam, O da gelir bu banka oturur. Acaba O da diyor mudur; ”ben ne zaman bu banka otursam, O da gelir şu tellere konar” diye.”

Yersizdir kukumavın merakı, kadın değil kukumavı fark etmek, kendi farkındalığını bile uzun süredir fark etmemektedir.

Tam o sırada bir yabancı gelir kadının şehrine…

Tam o sırada bir şair, almaktadır kalemi eline…

***

Bir gün bir yabancı gelir şehre ve hikâye başlar,

Bir kukumav kuşu konar ıslak tellere,

Bir kadın, bir yabancıyı sever,

Kokusu karışır aşk’ın, ılık yellere.

*

Bir gün, bin güne yol alır eriyen zaman içinde,

Huzur’dur adı, sırça bulmacada saklı,

Söner, sönmez denilen (Aşk-ı) Rum ateşi,

Mutsuzluktur geriye kalan, sönen küller içinde saklı.

*

Bir kadın ağlar sessiz, yağmurların sakladığı,

Bir kukumav kuşu kalkar tellerden, uçar yiter,

Aşk’ın adı savrulur göklere, rüzgârların sayıkladığı,

Bir gün ‘’O’’ yabancı ayrılır şehirden ve hikâye biter.

***

Kukumav uçar, yabancı gider, kadın kalır… Ve şair, kalemi elinden bırakır!

Özkan SARI