Eylül

Bir günü daha sakince eskittim işte.

Bir güneşi daha,

izleyemeden yitirdim ufukta.

Bir gece daha örtüyor üzerimi pamuklu yorgan misali.

Yastıkta otuz sekiz yaş telleri,

beyaz tavanda

gittikçe çoğalan iris lekeleri…

Bir günü daha geçmişe diktim yine.

Siyahı uykuma, beyazı sabaha ilikledim.

Bir çatıdan ötekine doğru taşınırken bedenim

kim bilir kaç sokak lambasından geçti içim,

kendinden gitmemek için.

Bir mevsimi daha devirdim, yeni yetme sükûnetle.

Elde kaç var bilmeden

otuz sekizinci vedamı ettim kızgın kumsala,

dalgalı yakamoza.

Dışarıda güz çanları…

Eylül,

sanki yollardan, kaldırımlardan,

şemsiye tentelerinden şırıl şırıl yürüyen güzel bir kızın adı.

Az önce,

penceremde oturan gece

koca ağzıyla dişlerken zamanı,

uyuklayan bir bilmece düştü avcuma;

kendini kovalarken yorulmuş

ihtiyar cevabına sarılı.

Eylül…

Ateşte, sıcağını koruyan son köz,

denizde balık,

bende,

ilk kez mırıldandığım nihavend şarkı.

Aşkın “İhtimal” Hali

Yani birbirimize ne kadar mümkünsek o kadar kısa sürer aşk.

Demlik Edebiyat

Piotr Miteska / Ready Set Love

İnsan var olduğundan beri nefes alan, yüzyıllar akıp
geçerken sürekli kostüm değiştirse de yarattığı etkiden taviz vermeyen ve her
duyguyu kendi zıddıyla yan yana yürüten, züppe bir duygu aşk.

Burnu büyük, janjanlı, taze sıkılmışken mis kokulu, pahalı;
ancak akşama esamesi kalmayan çiçeksi parfümler gibi anlık ve yalnız…

Yalnız…

Çünkü aşk uzaklık sever.

Çünkü aşk, ötekinin yokluğundan kıvranmasıdır ruhun.

Bütün efsaneler bunu söyler. Leyla ile Mecnun’un, Aslı ile
Kerem’in, Ferhat ile Şirin’in aşkı imkansızlıktan büyür.

Romantik filmlerin kadın ve erkeklerinin hikayeleri de
aynıdır. İki kişi birbirini görür, etkilenir ve pırıltılı zamanlar geçirir
önce. Sonra mutlaka bir sebepten uzaklaşırlar birbirlerinden. Aşk, işte o
boşlukta yaşar. O “ihtimal” boşluğunda… Çünkü bilir ki senaristler mutlu bir
çiftin hiçbir değeri yoktur seyircinin gözünde. Çünkü mutlu beraberliklerin
insanları koltuklarında tutacak bir gücü yoktur. Çünkü aşk, çatışmayla semiren ve
ihtimallerle insanlara kancalanan kumarbaz bir duygudur.

Yeni bir keşif gibi görünmesin diye…

View original post 359 kelime daha

Teşekkürler

Gnossienne No. 1 ( Lent ) Erik Satie

Bu yazıyı kime ithaf etsem bilmiyorum.

Havaya mı, suya mı?

Yağmurla tütsülenen toprak yola mı?

Yemişli ağaçlara,

elime konan al yanaklı elmaya mı,

yoksa

O’na mı?

Günler günler önceydi.

İnsanın şerrinden henüz nasibini almamış bir köyün öğleden sonrası zamanları…

Duvarların dışına sürükleniyor içim.

Çözüyorum ayaklarımın bağını, varsın gitsin.

Şöyle bir serileyim diyorum toprak yola, temiz hava, ferah göğüs…

Yağmur başlamış inceden, uzun gidemem.

 Arayıp da bulamayınca bir yağmurluk, baston şemsiyeye kaçınılmaz talimlik…

Küçük sırt çantamda bir şişe su, arayan merak etmesin diye bir de telefon… Haydi Bakalım !

Yeni patikalar keşfetmeyi sevsem de, çamura batmak korkusuna, araç yolunu takip ediyorum.

 İnişli çıkışlı yolun bacaklarıma uyguladığı, insana yürüdüğünü hissettiren baskıdan memnun, ilerliyorum.

Elimde şemsiye,

şemsiyede yağmur,  

gidiyorum.

Köylü ufaktan başlamış fındığa. Havalar göz açtırmıyor ki toplasın ağacın yükünü ! Arada derede kafalarını kaldırıp bakıyorlar yoldaki yabancıya. Sağa sola “Kolay gelsin.”  diye diye yürüyor. ”Kimin nesi acaba?”

Buralarda kimse yürümek için yürümüyor.  Birbirlerine ya da evden bahçeye gidiş gelişler dışında benim gibi kafasını döndüre döndüre gezene zor rastlanır.

İşsiz güçsüz şehirli kadınlar işte !

Hasbelkader düşünce bir köye yolları, ayaklarına sporları çekip, ellerinde kameralarıyla kendilerini detoks etkili keşiflere savururlar. Gördükleri her çiçeğin yakın plan fotoğrafını çekip, altlarına doğa temalı hashtagleri sıralayarak sosyal medya şovları yapmayı pek severler.

 Uzaktan izlemeye, koklamaya bayılır, “Gel biraz da sen topla” deseler, “Ayağıma yüzüme bir şeyler dolanır şimdi.” deyip savuşturmayı ustalıkla becerirler. Hadi genelleme yapmayayım, ben biraz öyleyim.

Turist gibi ilerliyordum ki, telefonun yanımda olduğunu hatırladım. Çalma listemin en öncelikli piano albümlerinden birine dokunup inişe geçtim,

ve başladı şiir.

İlk defa bu kadar iştahlıyım hakikate.

İlk defa bu kadar farkındayım neye baktığımın.

Sağlı sollu bahçelerin ortasından,

yağmurla karılmış toprağı az önce desenlemiş tekerlek izlerinin üzerinden,

sisli tepelerin karşısından ve fazla samimi olmaktan çekindiğim uysal damlaların altından yürürken anlıyorum ki, tüm duyularımla, var olan tek gerçeğe dokunmaktayım.

Kokuyor Ağustos

taze yaprak, ıslak toprak,

 biraz tezek, biraz çiçek…

Değiyor bulutlar çıplak kollarıma çise çise.

Gelip geçiyorum tentesinin altında çay molası vermiş kadınların, çocukların, erkeklerin yanı başından.

Temkinli bir samimiyetle “Sağol  “diyorlar “Kolay gelsin !” lerime. Bir ev seçiyorum rampanın başından, “Oraya varınca dönerim” diyorum.

Artık çıkış zamanı…

Önce tırmanıp yavaşça, sonra düze değiyorum.

Cürmünden büyük sesler çıkaran bir lombardin yaklaşıyor, bir el uzanıyor kol hizama. Düşünmeden uzattığım benimkine al yanaklı bir elma konuyor. El kimin bilmiyorum; lakin aldığım en manidar hediye.

Yaklaşıyorum haneye.

Yol ayrımına gelince şemsiyeyi tepemden indirip yüzümü göğe çeviriyorum.

 Kollarımı iki yana açıp, kalem ucundan hallice yağan yağmurun yaprakta, toprakta ve gözlük camımdaki  şıp, pıt ve çıtlarını dinliyorum.

Teşekkürler !” diyorum fısıl fısıl.

“Farkına varmamı sağladığın her yaşanası an,

tüm kalbimle hissettiğim varlığın

ve ondan gelen huzurlu sevgin için.

Teşekkürler ! “

Derya CESUR

Ağustos 2019

Uzun Yazı

Bir tatile gittim ben,

uzun,

upuzundu.

Devrilen binlerce ağaç,

zehirlenen tepelerce toprak,

tırmanıp üstüne yeşilin,

kara gölgelerle göğe erişen, yangınlarca,

boncuk gözlerinden gezegensel büyüklükte korkular akıtırken,

“Anne lütfen ölme !” diye yalvaran çocuklarca,

acının göz hapsinden son anda kaçırdığı nefesiyle

“Ölmek istemiyorum !” diye kıvranan annelerce,

sonu gelmeyen istismarlar,

iyi hal indirimli tecavüzlerce uzun,

upuzun

bir tatile gittim ben.

Derya CESUR

Kayıp Parça

Şimdi çıkmalısın yola Aphareka

Geriye bakmaksızın ve unutarak yer çekimini

koşmalısın.

Demlik Edebiyat

Gel şimdi seninle
 
Sözün geçmediği bir yerde buluşalım
 
Lal olsun dillerimiz,
 
Susarak anlaşalım.
 
Sen, düşe kalka aldığın yollarda kırılan tırnaklarını, kanayan dizlerini göster
 
Ben,
Rüzgara teslim saçlarıma bir gardiyan bulayım.
 
Ah zeytin gözlü Aphareka!
 
Göz çukurların acıyorsa eğer bu yaşamak bozgunundan
 
Yaslarsın başını sessizliğime
 
 
 
Tozlu yüzünde, tuzlu yaşlardan temiz bir yol çizersin kendine.
 
 
Asırlık kavgaların ateş altında bıraktığı bakışlarını geride bırak Aphareka
 
Benim içim yeterince kurak
 
Son yangının ardından dağılan kuru otlarla sarılı bağrım.
 
Bulabilirsen eğer,
 
Biraz mavi ve erguvan  pembesi al yanına.
 
Fırçamın ucunda son darbelik gelincik kırmızısı kaldı
 
Birlikte süslü bir bahar kondururuz gün doğumuna
 
 
 
Ben
 
düne ait aşklarımı da koyarım çantama
 
Yürek çarpıntılarımı,
 
karnımda uçuşan kelebekleri azık yaparım yola.
 
Kızgınlıklarımı, kırgınlıklarımı, düş kırıklıklarımı özenle katlayıp kaldırırım
 
Karanlık çatı katına.
 

View original post 123 kelime daha