Memleketimden Korona Manzaraları

Hep derim, memleketim insanı bir başkadır.
Atalarından epigenetik[1]  olarak aldığı göçebelik kültürünü hangi koşulda olursa olsun yaşatmak yoluyla birbiriyle olan etkileşimini mutlak suretle sürdürür; vefalıdır.

Örnek mi?  Manşetlerin en tazesinden gelsin bir tane.

“İstanbul’da ikamet eden ve yapılan testleri pozitif çıktığı için karantinada olması gereken 7 hasta aynı araç içerisinde kaçak yollarla Sinop’ta  bir yakınlarının cenazesine katıldıktan sonra geri dönerken Jandarma ekiplerine yakalandı E.A, Y.A, C.A., H.A, L.A, F A. ve E.A. isimli şahısların HES  kodu sorgulamasında pozitif  oldukları belirlendi.  Bunun üzerine Jandarma Komutanlığı ekipleri yakalanan şahıslara  toplam  6 bin TL  para cezası uyguladı.  Şahıslar Jandarma ekipleri ve AFAD  kontrolünde X  yurduna götürülerek  karantina altına alındı.” [2]

Şahıs denilen kaçkınların ad soyad kodlamalarının ortak tarafı göz önüne alındığında aile oldukları bilgisini herkes çıkarabilir. Ulusal basınımıza yansıyan bu nadide (!) davranış örneği son zamanlarda hemen her gün karşılaştığımız ve artık habercilerin neredeyse haber olarak görmedikleri bir kategoride dizi olaylar şeklinde seyretmeye devam ediyor.

Takip edenler hatırlayacaktır. Karantina günlerimizin erken dönemlerinde pozitif ruh ve korona haliyle günde üç düğün gezerek milli duygularımızı şahlandıran bir teyzemiz vardı. Haberi duyduğumuzda kulaklarımıza inanamamış, şaşıra şaşıra, tövbeler ede ede birilerine anlatırken, sosyal medyada gördüğümüz yerlerde altına hayretli yorumlarımızı yaza yaza “galiba böyle bir şey yaşandı” diye kendimizi yavaş yavaş ikna etmiştik. Bugün gelinen noktada, her gün sokakta rastgele HES kodu sorulurken tespit edilen  onlarca koronalı şahsın sere serpe çarşı pazar dolaştığı haberlerini pek de sansasyonel bulmuyoruz. Vakalar yüzlerden binlere, binlerden on binlere varmışken tedbirleri sertleştireceğini beklediğimiz devlet yetkililerinin restoranları ve okulları açtığını, otelleri zaten hiç kapatmadığını, binlerce kişilik kongreler düzenlediğini gören masum halkımızın bununla paralel bir çıkarım yapması ve mevcut halin o kadar da vahim olmadığını düşünmesi olağanüstü bir aptallıkla ilişkilendirilemez. Memleketim insanı büyüklerini dinlemeyi öğrenememişse de onları örnek alarak yaşamayı kendine ödev bilmiştir. Ödevini yapan çocuğun kulağı çekilir mi hiç?

Covid 19 dünyaya merhaba diyeli bir yılı aştı. 2020’yi ağzımızda köpüklü nefret söylemleri, kalbimizde en şiddetli hüsran duygularıyla uğurlayıp bize güller dağıtacağını, üzerimizdeki kara kuru umutsuzluğu süpüreceğini sandığımız 2021’ye ilk görüşte aşık olduk ve  kuvvetle sarıldık. Lakin 2021 bu on dokuzluk virüsü  çeşnilere batırıp tanınmaz kılıklarda burnumuza dayamakta oldukça hünerli çıktı. Önce İngiltere güzelinin adını duyduk, sonra Güney Afrika ve Brezilya. “Aşılar bulundu, yaşasın!” derken mutasyona uğrayan bu çapı mikro, etkisi makro organizmanın vurunacağımız aşılardan kaçtığını öğrenip “eyvah eyvah”  tadında dövünmelere başladık. 

Dünya ticaret örgütü aşıyı üreten şirketlere her ülkenin bunu hızla üretebilmesi ve kısa sürede dünyanın bundan kurtulması için formüllerin paylaşılması çağrısında bulundu ve elbette şirketler tam da beklediğimiz gibi bu teklifi tereddütsüz şekilde reddetti. Neden paylaşsınlar ki? Neticede dünya hala açısal momentumun korunumu ve nakit ile dönüyor.

Büyük bir sınav veriyoruz ve sınavların amacı hep yanlış anlaşıldığından olsa gerek, ders almaktan fazla uzağız. Sınav bir geri bildirimdir. Ne öğrendiğimizi ortaya koyarken, öğretmeye devam eden şeydir. Peki ne öğrendik?

Yıkıcı olduğumuzu,
yaşamın bizsiz de sürebildiğini, üstelik biz aradan çekildiğimizde canlılığını daha rahat koruyabildiğini,
dokunmanın, sarılmanın, dip dibe oturmanın iyileştiriciliğini;
uzaklığın, ayrışmanın, tecritin fabrika ayarlarımıza zeval verdiğini,
düşüncesizce, öngörüsüzce tükettiğimiz doğanın hükümdarı değil, kırılgan bir parçası olduğumuzu;
satın aldıklarımızla değil, alamadıklarımızla huzur bulduğumuzu;
vatandaşlık bilinci geliştirmenin bir günlük, bir yıllık çabadan fazlası olduğunu;
kendi akıbetimizin doğanın akıbetine göbeğinden bağlı olduğunu,
gözle görülmeyen, elle tutulmayan, ağırlığı olmayan bir şeyle savaşmanın

kıtalarca askerle savaşmaktan zor olduğunu,
Birimizin hepimizi, hepimizin birimizi umursamadığı bir gezegende hep birlikte ve kısa sürede yok olma ihtimalimizin yüksek olduğunu;
bilime, deneye, laboratuvara, araştırmaya dikkat kesilmeyen ve bütçe ayırmayanların kendi kaderlerini belirlemekten aciz kaldığını, el açıp geriden ve hep geriden gelmeye razı olduğunu;
binlerce ilkokulda, ortaokulda, lisede, yüzlerce üniversitede öğrettiğimiz milyonlarca bilginin öz denetimli, sorumlu, iradeli, akılcı ve ilkeli insanlar yaratmakta başarısız olduğunu öğrendim ben;
kendi adıma.

Doğayla temasımızı yeniden değerlendirmez, bir gün maskeleri çıkarıp yine yan yana oturabildiğimizde bizi ağaçla, suyla, toprakla ve birbirimizle bağlayan köprüleri göremez, sınırlarımızı fark edemez, yıkımdan onarıma terfi edemezsek sınavımız geçersiz sayılacak. Öğrenmeden geçebileceğimiz okul derslerine benzemiyor hayatınkiler. “Teyzem düğüne nasıl gidermiş, şahıslar pozitif pozitif taziyelere nasıl olur da kaçarmış?” sorusu doğru soru değil. “Nasıl olur da hiç düşünmeden, canlı bomba gibi atabilir insan kendini kalabalıklar içine? Nasıl olur da kendini ölmez ve öldürmez sanır? Neden farkında değildir insan kendinin, bu körleşme, sağırlaşma nasıl giderilir?” diye başlasak fena mı olur?

Yanlış cevapların suçu yoktur. Yanlış sorulardan doğru cevaplar üreteceğini sanan zavallı aklın suçudur olanlar. Bize kimseden zarar gelmez bilgeliğiyle (!) bile bile lades dediğimiz o anlar, bir tür cinayete teşebbüs anıdır.

Bir bilim insanından duymuştum. Covid 19 için “yaşam içinde bir kod yalnızca” demişti. Öyle olmalı. Yazılıma eklendi ve şimdi geleceği değiştiriyor. Sonra şöyle devam etmişti; “ İnsan ormandaki bir yapraktır; ancak o hep diğer yapraklardan daha farklı, özel, ayrıcalıklı bulur kendini. Oysa önemli olan ormandır.” O bir tek yaprak, yapraklar dolusu o bir tek haşmetli ağaç olmadan da yaşar orman. Yapraklardan bir yaprağız işte. Orman varsa varız, yoksa yokuz. “Bırakın bu bencilliği de yol verin yaşama” desem kim duyar?. O ancak kendini bilenin erdemidir.


[1] Genler üstü genetik

[2] 13.04.2021 tarihli ulusal medya ortak haberi

Memleketimden Korona Manzaraları’ için 2 yanıt

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s