303

Yine oldu işte.
Yine kalbimi bıraktım ekranın üstünde.
Ömrümün iki saatinde eski bir karavan durakladı, ben de girdim içine.

İçinden yol geçen şeyleri başka türlü seviyorum. Anıları, kitapları, şarkıları…
Hele filmler…  Filmleri kendimden geçerek izliyorum.
Çünkü yol değişim demek. Gitmek, ilerlemek, geride bırakmak demek.
“Kim bilir neler neler..” demek yol.
Beklenmeyen, hepsi iyi olmayan bir sürü yeni şey demek.
Yeni insanlar, yeni sokaklar, bakmalar, görmeler, şaşırmalar, dar alanda tanımadık buluşmalar demek.

303…
Karavan…
Eski…
Jule…Karavanın şoförü…
Genç, güzel, bulanık…

Jan…
Karavandaki Tanrı misafiri…
Genç, güçlü, katı gerçekçi…

Ekonomik sistemler ve onlarla gelen yaşam biçimlerinin insanı nereye evirdiğine dair karşılaştırmalar,
kadın-erkek ilişkileri ve ‘kendi’ olmak kavramı üzerine yapılan çatışma dolu dialoglar…

Tek bir doğrunun yıkılmaz kulesini inşa etmeye çalışmadan, fikirleri zıddıyla parlatan, huzurlu şarkıların eşlik ettiği, dağ, deniz, sokak manzaralı bir film 303.

“İnsanı ilerleten nedir? Rekabet mi, işbirliği mi?” diye soruyor kadın. Yanıtını Cra-magnonsla veriyor. Bundan 25.000 yıl önce İspanya’daki bir mağara duvarına çizilmiş hayvan resimlerini gösterirken “İşte, sanat için vakti olan ilk insan.” diyor. ”Bunu yapabildi; çünkü birlikte çalıştı. Tek başına zayıftı.”

Tekerler yol aldıkça derinleşiyor sohbet; rengi giderek kırmızıya dönüyor.
“İhtiras zıtlığa ihtiyaç duyar.”
Zıtlığın aynasından yansıyan, biri aklıma, diğeri kalbime göz kırpan iki ayrı hüzmenin ışıltılı kumpasına düşüyorum.

— Ya kendine kendin diyemiyorsan? Kafandaki bu ses yaptıkların hakkında  sürekli yorum yapıyor. Aslında bunun sen olduğunu sanmıyorum. Bu, senin iç yorumun gibi. Hayatında hiç futbol oynamamış bir futbol yorumcusu gibi. Bence gerçek benliğin sessiz ve hayatındaki tüm kararları o veriyor. Yorumcu daha sonra bu kararları akla uygun hale getirebilir; ancak gerçekte hiç söz hakkı yoktur biliyor musun?

— Olabilir. Peki ben kimim o zaman? Gerçek benliğim nerede?

— Derinlerde, lisan ile ulaşamayacağın bir yerde.

İnsanı alt katmanlarına kadar okuyabilen “bir diğeri” kaygı verir. Matruşkalar gibi üst üste geçirdiğimiz ‘ben’ler, en alttaki savunmasız, narin, geçirgen olana giydirdiğimiz kat kat deriden başkası değildir aslında. Bizans’ın Konstantinopolis’i istilacılardan korumak için yaptığı  katlı surlar gibi, kimse varlığımızın kırılgan yerine ulaşmasın diye diktiğimiz duvarlardır onlar.

Lakin bazen bir Fatih çıkıp inat ediyor işte.
O güçlü surların en zayıf noktalarını görüp hiç durmadan ateş ediyor.
Ve bütün gücüyle direniyor duvarlar. Esip gürlüyor, yalancı kahkahalara uç geçirmiş iğneli bakışlar gönderiyor.
Sevgilimiz, annemiz, babamız, çocuğumuz, dostumuz…
Her biri izin verdiğimiz, geri çekildiğimiz yerlere kadar sokulabiliyor.
Matruşkanın en küçük bebeği yalnız kalmak zorunda.
Orası, dikenli tellerle çevrili yasak bölge.
Orası, “insanım” diyenin gerçek anlamda kendi olduğu tek yer.

İlerliyor dakikalar…
Duruyor bir yol kenarında karavan.

“Yalnızca bir rüya parçalanmadı.
  Bir şeyi daha anladım.
  Kendimi dışarıda aramayı bırakıp içeriye bakmam gerekiyor.”

Fakat bu hep böyle olmaz mı?
Uzun uzun yollara, başka başka şehirlere, uzak uzak ülkelere kur yapmaz mı yürek?
Alıp alıp istiflediğimiz eşyalar, gelip geçip aşındırdığımız caddeler,
gele gide, göre duya, evire çevire tükettiğimiz şeyler ardımızdan bakarken bir türlü dolmayan o boşluğu kapatmak, puzzle ın kayıp parçasını bulmak için gitmez miyiz biz?
Evlerden, şehirlerden, insanlardan mesafe alıp yeni evlere, şehirlere ve insanlara talip olmaz mıyız?

Arayış böyle başlıyor gibi.
Yollara düşemeyenler kendi bahçelerinde dolaşıyor.
Çocuğunda, işinde, arkadaşında, hiçbiri değilse de sosyal medyada kendini yeniden yaratıyor.
Adını koyamasa da, nasıl bir şeydir göremese de, hissediyor.
Ne kadar derine dalıp çıksa da kuyudan, hep yarısı dolan bir kova gibi eksik kalıyor.

Herhangi bir teze doğru ya da yanlış teşhisi koymadan, dikte etmeden farklılığın armonisini duyuran bu güzel film elbette bunlardan çok daha fazla şey söylüyor. Almancanın, genelde beni izlemekten alıkoyan fonetiğine rağmen hiç takılmadan izlediğim ender filmlerden 303.

Kendinden tatile çıkmanın kişiye göre değişebilen yollarını, aşkı yaratan çekimin aslında ne ile başladığını, hayatta kalıp devam edebilmeyi mümkün kılan şeyin güçten başka bir yetenek olduğunu ve daha pek çok argümanı yeniden düşünmeme ortam sağlayan bu tatlı film vakti gelince yeniden izlenecekler listesinde yerini aldı.

Biliyorum ki o gün, bugünden başka biri olacağım.
Yeni yollar, yeni okumalar, yeni tanışmalar, yeni deneyimler derken, yeni bir bakış, yeni bir anlayışla tekrar soracağım aynı soruları. Değişen cevaplarımdan belki tatmin olacak, belki de onları zamanın ‘daha sonra’lı bir parçasına yollayacağım.

Bu bilinmeyen vakte kadar içinde kendimle çarpıştığım başka güzel filmler bulacak ve onları da yazacağım. Belki sen de okuyacaksın yazdıklarımı. Merak edip izleyeceksin, kendini arayacaksın benim gibi. Bulunca, kıvrılacak dudak kenarların, tatlı tatlı güleceksin. Etrafında, kıymet bilecek eş dost varsa, laf arasında “mutlaka izle!” diyeceksin.

Böyle olacak.
Böyle böyle ‘kendin’e yaklaşacak yüzün, göreceksin.

DC

303’ için 2 yanıt

  1. Yazının içinde kayboldum diyebilirim. Ama yolu bulup geri döndüğümde şunu gördüm, yazının bağımsız etkisi; belki de amacı olan “filmi izleyin”in etkisinden çok daha kuvvetliydi. Bu yazıyı okuyanda filmi izleme isteği oluşacaktır kuşkusuz, keşke bir imkan olsa da filmi izleyenlerde de bu yazıyı okuma isteği oluşsa. Tabi şimdilik imkansız😊 Muazzamdı… Gönlüne sağlık🙏

    Liked by 1 kişi

    1. Özkan Sarı sen tam da aranan okuyucusun:) sanırım biraz film edebiyatı yapmak istedim:) Bazı sözler içinde, hiç yanına ilişilmemiş bir yerde durup bekler, sonra bir kitap, bir şarkı ya da bir film gelip oturur kıyısına, dokunur ona. O da ne yapsın, anlatır da anlatır arsızca:) Çok teşekkür ederim 🙏

      Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s