Ters-yüz

Sabahın olmasını sabırsızlıkla bekledi. Alarmın vakti gelip çalmasına izin vermeden tilki uykusundan uyandı genç adam.

Zaman kaybetmeden yatağını toplayıp lavaboya yöneldi. Yüzüne çarptığı soğuk suyun süzülüşünü ve kendini izledi aynada… Gergin bekleyişin sessizliğini kendi sesi bozdu:

“Kimsin sen be adam?”

Son zamanlarda hiç birine cevap bulamadığı soruların işkenceleriyle geçmekteydi günleri. Kim olduğunu bilmediğini düşünüyordu. Geçmişini ve bugününü bir bütünlük içerisinde kavrayamıyor, anıları birbirinden kopuk canlanıyordu zihninde… Bir kaza geçirmişte tüm hafızasını yitirmiş gibi!

Çok fazla insan da tanımıyordu. Ev sahibesi Ferhunde Hanım, devamlı uğradığı kahve dükkânının sahibesi Sibel Hanım ve ara ara mahallesinde denk gelip karşılaştığı birkaç kişi. Peki ya gerisi? Bir de hiç görmediği, tanımadığı ama varlığını hissettiği, sanki kanında, teninde, terinde dolaşıyormuşçasına biri daha vardı; bir insan, belki bir varlık, belki bir his, tanımsız ama var olduğuna emin olduğu…

Yatak odasına geçip dolabını açtı. Renk renk takım elbiseleri, desen desen kravatları asılıydı. Neyi görse, nereye baksa uyuyan sorulardan biri uyanıveriyordu zihninde. “Bu kadar takım elbiseyi ne zaman, nereden aldım?” diye düşündürüyordu o uyanan sorulardan biri… Ve daha nicesi! İçlerinden birini seçip giyindi genç adam. Çekmecesinden de elbisesiyle uyumlu bir saat seçip taktı. Çıkış kapısı kenarında duran şemsiyeliğinden siyah renkli şemsiyesini alıp dışarı çıktı.

Konuşmalıydı… Anlatmalıydı tüm olan biteni, yardım istemeliydi, istemekle kalmamalı yardım dilenmeliydi. Gidecek yeri de, dertleşecek kimsesi de yoktu Sibel Hanımdan başka!

Her geçen an adımları hızlanıyor, etrafa karşı olan algısı köreliyordu. Altında yürüdüğü kavak ağaçlarının sonbahar senfonisini fısıldadıkları hışırtılarından başka ses yoktu etrafta, varsa da genç adam duyamıyordu, başka bir hareket varsa da göremiyordu. Sağır bir sessizliğin içinde, kulak yırtarcasına bağıran sorular dengesini bozuyordu… Bir de O’nu hissediyordu. Hüzün ve heyecan aynı anda hücum ediyordu gönlüne, bir şey vardı, ya da biri, zulmünü de şefkatini de hâkim kılıyordu genç adamın üzerine.

Karmaşık duygularına korku da eklenmişti Sibel Hanım’ın kahve dükkânına vardığında. Her zaman oturduğu masaya geçip beklemeye başladı. Çok zaman geçmeden Sibel Hanım göründü mutfak kapısında, tebessümle yanaştı genç adamın yanına:

“Hoş geldin Tarık!”

“Hoş buldum abla fakat hiç hoş değilim. Yalvarırım yardım et bana!”

“Seni ilk kez böyle görüyorum. Neyin var?”

“Dinle öyleyse abla. Seninle çok uzun zamandır tanışıyoruz. Belki de şu gördüğün tüm masalarda farklı zamanlarda oturduk… İnsana, kitaplara, yazarlara, çizerlere, sanata, felsefeye, hayata, aşka dair uzun sohbetler ettik. Bazen birbirimize hak verdik, bazen de fikirlerimiz ters düştü, sonuçta hiç kırmadık birbirimizi. Mutluydum abla… Kim olduğumu biliyordum… Ne olduğumu biliyordum.

Sonra bir şeyler oldu. Geçmişimi hatırlamaz oldum. Nerede doğdum, nerede büyüdüm, annem kim, babam kim, nerede eğitim aldım, nerelerde yaşadım, kimlerle tanıştım, neler yedim, nereleri gördüm, hangi kitapları, hangi şiirleri okudum, hangi müzikleri dinledim? Liste uzayıp gidiyor… Sonunu ise göremiyorum. Kimim ben abla, neyim ben?

Biri var abla; bir insan, belki bir his, belki bir hastalık, belki bir… Belki bir… Bilemiyorum abla, ama hissediyorum. Ben bir kuklayım da o da oynatıcım, ben bir kuluyum da o da yaratıcım. Yaram da o merhemim de, derdim de o dermanım da. Ben onun içinde, o benim içimde sanki… İradem elinde… Hükmüm dilinde sanki!

Sona yaklaşmış, ateşi sönmek üzere olan bir mum gibiyim abla. Ben kimim, O kim?”

Sibel Hanım’ın az önce tebessüm içerisinde olan yüzünde bir tedirginlik belirdi. Bir şeyler anlamışçasına gözlerine kararlı bir bakış gelip yerleşti. Genç adam ise anlatmaya devam etti:

“Dikkatini muhakkak çekmiştir abla, eskiden kelimelerim bir yılkı atı sürüsü gibi özgürce akar giderdi, cümlelerim ünlü ressamların tablolarıyla yarışırdı. Şimdi konuşmakta ve kendimi ifade etmekte bile zorlanıyorum. Yürüdükçe, yol aldıkça sanki arkamda kalan her şey siliniyor; ağaçlar, evler, bulutlar, yollar… Geriye bakmaya korkuyorum. Geriye dönüp karşımda koca bir boşluk bulmaktan korkuyorum. Yalvarırım yardım et!”

Sibel Hanım tüm olan bitenin farkına vardı. İstemsizce gözleri buğulandı, dudaklarına ince bir titreme dadandı. Kahve getirmek için genç adamdan müsaade isteyim mutfağa yöneldi. Henüz mutfak kapısına ulaşamamıştı ki iki eliyle ağzını sıkıca kapattı. Engel olamadığı ağlama hissine direniyordu, genç adam duysun istemiyordu. Mutfağa girer girmez bıraktı ağzını kapatan ellerini. Ve bıraktı yere ayakta tutmakta zorlandığı bedenini.

Kahve yapma süresinin çok ötesinde geçiverdi zaman. Genç adamın gözleri sık sık mutfak kapısını gözlüyordu. Az sonra açıldı o kapı, tebessüm eden yüzüyle ve ellerinde tuttuğu iki fincanla geri döndü Sibel Hanım.

“Al bakalım Tarık kahveni, en sevdiğinden; şekersiz, az sütlü”

“Teşekkürler… Eee abla! Ne diyorsun bu duruma?”

“Hepimiz geçiyoruz böyle zamanlardan. Dönemsel bir depresyon seninkisi, merak etme yakında bir şeyin kalmaz.”

Sibel Hanım fincanı ağzına götürdüğü anların dışında ellerini masanın altına saklıyordu. İçinde bulunduğu durumun stresi, tedirginliği ve hüznü içinde parmakları birbirinden bağımsız çok hızlı hareket ediyordu.  Çok fazla konuşup genç adamın şüphelenmesini istemiyordu. Kısa ve telkin edici cümlelerle bir an önce bu buluşmanın son bulmasını istiyordu. Öyle de oldu. Genç adam az da olsa kendini rahatlamış hissetti. Müsaade isteyip kalktı masadan. Kapıya yöneldi, tam çıkmak üzereyken geriye dönüp Sibel Hanım’a seslendi:

“Biri var abla… Sanki ben onun maşuğuyum da o benim aşığım!”

Son sözleriydi bu genç adamın.

Sibel Hanım genç adamı bir daha göremeyeceğini biliyordu. Anlatmak istedi tüm olan biteni fakat birileri anlatmasını istemedi: “Biz birer öykü karakteriyiz sadece… Gerçek değiliz, bu senin içinde bulunduğun son öyküydü. Senin, varlığını hissedip, anlamlandıramadığın ve adına aşk denilen o duyguyu sana yaşatan, “Biri var abla” dediğin ve kendi yarattığı karaktere âşık olan o kişi; bizi yaratan kişiydi. Sana öylesine âşık oldu ki; gerçeği ve kurguyu birbirinden ayıramaz oldu. Sana öylesine âşık oldu ki; ilgi duyarsın da gönlün kayar diye başka bir kadın karakter yaratıp seninle karşılaştırmaktan bile korktu. Gözlerine benim gözlerimden baktı, sözlerini benim kulaklarımdan dinledi. Her yeni öykümüzde daha da bağlandı sana, gün geldi; durumu klinik bir vakaya dönüştü. Eskisi gibi yazamaz oldu, tedavi gördü. Sana her şeyi anlatmak istedi ama yapamadı. Sonrasında her yeni öyküde hafızanı silmeye başladı, her şeyini sildi zihninden. Ama bir şeyi hep bıraktı; senin onu hissedip, beslediğin duyguları. Sen onun içindeydin, o senin içinde. Bu son öykü Tarık… Bu bir veda!” Diyemedi Sibel Hanım. Tek yapabildiği, yol aldıkça arkasında kalan her şeyin silindiği, yol aldıkça yok olup giden Tarık’ı kahve dükkânının penceresinden izlemek oldu.

***

Yazar Deren Hanım, kâğıda düşen ve mürekkebi dağıtan gözyaşları eşliğinde son cümlelerini yazdı:

Güle güle Tarık…

Sanki sen benim maşuğumdun da ben senin aşığın!

Ve öykü bitti.

Özkan SARI

01 Ekim 2019 – Denizli

Ters-yüz’ için 12 yanıt

  1. Sürükleyici; Bir an içimden şu geçti, söyle lan hislerini, açıkça söyle bu kadar kendinin farkında olanın söylemesi gerekir derken patt diye öykünün içine düştüm. Zira yazdığım bütün hayali öykü karakterlerine ben de aşık olan biriyim. 🙂

    Çok güzel.

    Liked by 2 people

    1. Bir an sonuçta tanrıyla karşılaşacağımı düşündüm ki paralel olarak bu gayet mümkündü.. Lakin harika olmuş.. Ve çok sürükleyici.. Teşekkürler.. 🙂

      Liked by 3 people

      1. Abla bana falcı gibi geldi.. sezgileri güçlü hikayeyi ilk elden bilen sağlam karakter.. Çocuğa ortak olmuş.. Ammavelakin yazarın bağlamı çok daha sağlam gerçekten.. 🙂

        Liked by 2 people

      2. Tam aşık diyemesek de çocuğa karşı boş değil. Aradaki yaş farkı ve Tarık’ın ona abla gözüyle bakması kadının duygularını dizginlemesine neden oluyor, bir de Tarık’a aşık yazarın kendisi de var ki Sibel Hanım’ın hiç şansı yok. 🙂

        Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s