Başak…

“Acı: görülen, duyulan ve başkaları üzerinden anlaşılan bir duygu değildir! Acı bireyseldir ve sadece hissedilir. Hissettiğinizde de başkalarının acılarını anlamaya başlarsınız!”

17 Ağustos 1999 Marmara depremi meydana geldiğinde 13 yaşımdaydım. Televizyonlar, yaşanan felaketin görüntülerini aralıksız aktarıyordu. Büyük bir merakla ekran başına geçiyor, ekranın bir köşesinde yazan ve kısa aralıklarla değişen ölü sayısının artışı konusunda kendimce tahminler yapıyordum. O zamanlar, yaşanan bu felaket benim için bir anlam ifade etmiyordu. Ölen insanlar ise sadece sayıdan ibaretti.

O yılın Eylül ayı içerisinde okullar açılmış, ilk ders zili çalmıştı. Sekizinci sınıfa başlamıştım. Marmara depremi tüm sıcaklığını koruyor, evde, sokakta ve okulda tüm gündemi deprem oluşturuyordu.

Okulun açıldığı ilk hafta, deprem tatbikatları yapmaya başladık. Sınıflarda oturduğumuz bir anda öğretmenlerimizden bazıları koridorda deprem! Diye bağırıyor, biz de güle eğlene okul binasını terk edip okul bahçesinde toplanıyorduk. Bu bizim için bir oyundu ve çok eğleniyorduk.

Okulların açılmasının üzerinden üç ay geçmiş, Aralık ayına gelmiştik. Soğuk bir Pazartesi günüydü… Ders işlendiği bir sırada kapı açıldı ve içeriye okul müdürüyle bizim yaşlarımızda bir kız çocuğu girdi. Kızın sağ bacağı sargılı ve sağ kolunda da bir koltuk değneği vardı. Ders öğretmeninden müsaade isteyen okul müdürümüz bizlere döndü ve:

“Evet arkadaşlar; sizleri yeni sınıf arkadaşınızla tanıştırmak için geldim. Başak arkadaşımız bundan sonra bizim okulumuzda, sizin sınıfınızda okuyacak. Arkadaşımız Kocaeli’nden geliyor, geçirdiği küçük bir ameliyat nedeniyle sağ bacağını bir müddet kullanamayacak. Arkadaşımızla iyi anlaşacağınızı, ona yardımcı olacağınıza eminim. Başak! Hadi kızım tanıt kendini arkadaşlarına.”

Başak, koltuk değneklerine dayanıp bir adım öne çıktı. Gayet sakindi. Yüzünde herhangi bir duygu ifadesi yoktu. Fakat bakışlarındaki derinlik hemen anlaşılıyordu.  Belli ki deprem dolayısıyla buraya gelmişti, bunu anladığımı belli etmek için arkadaşlarımla göz göze gelip birbirimize göz kırpıyorduk. Zor bir matematik problemini çözmüşçesine kibirlice göğsümüzü kabartıyorduk.

Ve Başak konuşmaya başladı:

“Herkese merhaba! Adım Başak, soyadım Tunç. Anneannem buralı ve artık onunla birlikte bu şehirde yaşayacağım. Buraya Gölcük’ten geldim. Yalnız geldim. Yalnız geldim çünkü annem, babam ve kardeşim gelemedi. Onlar artık yok!”

Başak konuşmasını bitirdikten sonra, kısa bir süre sessizlik oldu sınıfta. Sessizliği okul müdürünün tok sesi bozdu:

“Tamam kızım. Hadi geç otur şu boş sıraya. Çocuklar! Hepinize iyi dersler.” Dedi ve sınıftan ayrıldı.

Sonraları öğrendik ki Başak’ın ailesiyle oturduğu bina yıkılmış. Ailesi kurtulamamış. Kendisinin kolon altında kalan bacağına bir dizi ameliyat yapılmış.

Günler geçtikçe Başak ile iletişim kurmaya başladık. Bizim için bir eğlenceye dönüşen, depremle ilgili yaşadıklarını ve gördüklerini anlatmasını istiyorduk. Dersin dışında ve sıradan kısa muhabbetler dışında hiç konuşmadı Başak. Depremle ilgili de hiçbir şey anlatmadı. Okul çıkışlarında kendisini, genellikle krem renkli uzun bir palto giyen, eşarplı ve gözlüklü yaşlı bir teyze bekliyordu. Sabahları da okula o bırakıyordu. Anneannesiymiş. Bir müddet sonra Başağın bacağı iyileşti, koltuk değneğini de attı. Yine de her sabah ve akşam o yaşlı teyze hep okulun kapısındaydı.

Ortaokuldan sonra liseyi de aynı okulda, aynı sınıfta okuduk. Çok nadir yarım tebessümleri dışında Başak’ı ağız dolusu gülerken hiç görmedim. Ağlarken de hiç görmedim. Hâlbuki ne çabuk ağlardı sınıfımızın kızları. Yazılıdan tam puan alamayan Hande her seferinde ağlardı, arka sırasında oturan Ümit saçını her çektiğinde Gülçin ağlardı. Sınıfın yakışıklısı İsmail onunla konuşmuyor diye Çiğdem ağlardı, hem de salya sümük. Ama Başak’ı hiç ağlarken görmedim.

Lise de bitti ve mezun olduk. Sınıfımızdan altı kişi üniversiteyi kazandı. Bu altı kişiden biri ben, biri de Başak’tı. Lise mezuniyeti için organize edilen baloda son kez bir aradaydık arkadaşlarımızla. O günden hatırımda kalan en net karelerden biri ise en dıştaki masalardan birinde oturan, krem renkli paltosuyla, eşarplı ve gözlüklü yaşlı teyzeydi. Nedense gözüm sık sık ona takılıyordu. Gözlüğü masanın üzerindeydi, takmamıştı. Takmamıştı çünkü gözlük varken silemiyordu gözyaşlarını.

Gecenin sonunda sınıf arkadaşlarımızla son kez bir araya toplandık ve fotoğraf çekildik. Ardından nemli gözlerle veda ettik birbirimize.

Bugün 17 Ağustos 2019…

Marmara depreminin üzerinden dile kolay tam yirmi yıl geçmiş. Yirmi yıl önce anlam veremediğim o felaket şimdilerde zihnimin içerisinde taptaze duruyor. O insanların yaşadıklarını anlamak için çaba sarf ediyorum, bir inşaat mühendisi olarak aynı acılar yaşanmasın diye doğanın ve fiziğin kurallarına göre hareket ederek atıyorum her adımımı.

Şimdi beş yaşında bir kızım, üç yaşında bir oğlum var. Kızımın adı Saadet, oğlumun adı Halil… Kızım hiç görmediği anneannesinin, oğlum hiç görmediği dedesinin adını taşıyor.

Bugün mezarlarını ziyaret ettik. Ben de hiç tanımadım onları. Ama yıllardır her gelişimde hüngür hüngür ağlarım mezarları başında.

Biri var ki onu ağlarken hiç görmedim: Eşim Başak! Sakince duasını eder ve sessizce uzaklaşır oradan.  Yıllardır olduğu gibi… Bugün olduğu gibi… Sessizce…

Bugün bir şey daha öğrendik ve ilk size söylüyorum: Bir kızımız daha olacak!

Sağlıkla kucağımıza alabilirsek eğer adı şimdiden hazır: Ayşe!

Mekânı cennet olsun, krem renkli paltosuyla, eşarplı ve gözlüklü yaşlı bir teyzenin adı!

Her şeye rağmen hayat devam ediyor…

Yaşıyoruz ve yaşlanıyoruz!

Sessizce…

Özkan SARI

*Deprem felaketlerinde yaşamı son bulan ve geride yarım kalan tüm insanların anısına… Saygıyla…

Başak…’ için 10 yanıt

  1. Senin öykülerin bana hep aynı şeyi yapıyor. İçimi saran hüznün gölgesinde görülür görülmez bir “çok güzel” tebessümü yerleşiyot ağzıma. Sonra, bir vakitler duyup, görüp bir kutuya sakladığım şeylerin kilitleri açılıyor. Direniyorum söze dökmemeye.. Kazanıyorum da bazen… Geçirdim aklımdan 20 yıl önceki sabahı… Aynı saatlerde hiçbir şey bilmeden, belki sıcaktan, belki sıkıntıdan uyanışımı… Vazgeçtim.. Bi başlasam kaldığı yerden ölmeye devam edecekti çünkü içim. Tebrik ederim…

    Liked by 2 people

    1. Ne yazacağımı bilemedim ben. Sen yine iyi toparlamışsın yorumunu…Sadece gözlerimin dolu boğazım tıkalı olduğunu yazayım. Kaldım öyle.
      Kısacası, yapmış yine yapacağını….Çok okuyucu ve anlayıcı bulmasını temenni ederim bu öykülerin.
      ……

      Liked by 2 people

      1. Kısa cümlelerin yüzyılında, başlayıp sonuna varabilen kaç kişi kaldık bilmiyorum. Artık okunsun diye mi, yoksa yükü boşaltmak için mi yazdığımıza emin değilim. 🙂

        Liked by 2 people

    2. Bu yorumum doğrudan yorumuna cevap olarak yazılmasa da bir cevap olarak karşılık göreceği kanısındayım. Ayrıca en doğru cevabı da zaten sen Albaraz’a net olarak yazmışsın🙏

      Sayfamın kapak fotoğrafında şöyle yazıyor: “Yaşarken yazdıklarımdan kaçıp, yazarken yaşadıklarıma sığınıyorum.”

      Hayat herkese eşit davranmıyor. Acı tatlı birçok engelle karşılaşıyoruz. Ama bir gerçek var ki; acının da engelin de gözyaşının da en büyük sorumlusu insan!

      Ben, gerçeklerin kuruttuğu mürekkebimi, gerçeklerin içerisinde hayat verdiğim kahramanlarla yeniden yeşertmeye çalışıyorum. Acıyı yaşayan insanlarla bir olup, onları anlamaya çalışıyorum.

      Yaşanılan bu ve buna benzer felaketleri biz yılda bir kez yalandan ansak da asıl acının sahipleri kalplerinin derininde her an yaşıyor, kaybettikleri sevdiklerini her an yaşatıyorlar. Sessizce…

      İşte bu; yaşanılmış felaketin, acının, gerçeğin damıttığı mürekkep oldu öyküde kalemime.

      Soruyorlar bana, bu öykü gerçek mi yoksa kurgu mu? Hem her bir harfine kadar gerçek, hem de her bir harfine kadar kurgu. Ne fark eder ki…

      Umarım acılarını sessizce yaşayan eksik kalmış insanlar, eksiklerini tamamlama gayretinde olan insanlarla karşılaşmışlardır.

      Umarım gerçek Başaklar, en az kahramanımız Başak kadar şanslı olabilmişlerdir.

      Teşekkür ederim…

      Liked by 2 people

      1. . Çok var söze dökmek istediğim, kısa konuşsam, söylenmeyene ayıp olur, uzun söylesem kim dinler? Günü gelecek, tavına oturacaktır kelam, o yüzden beklemedeyim.

        Liked by 2 people

      2. “Yaşarken yazdıklarımdan kaçıp, yazarken yaşadıklarıma sığınıyorum”
        Şu cümleyi sindirerek, anlayarak okudum. Yazıldığından da derin, hatta gayya kuyusu.
        Çoğumuzun zaman zaman kapıldığı “yalandan anma” ve hikayelerde birkaç # paylaşarak “duyarlı zannetme” gafleti yerine, böyle bir hikaye yazabilmek, çok daha dipten hissedebilmeyi gerektiriyor olsa gerek.
        Bunun bir ileri aşaması da, olası acıların en aza indirgenmesini sağlayabilmek herhalde. Ama nasıl? Buna henüz cevabım yok.
        Hem demezler mi insana “sen kimsin de dünyanın acısını dindirmeye çalışıyorsun, aynaya bak ve kendine çare bul önce”
        Demezler bence. Kim uğraşacak:)
        Sevgiler.

        Liked by 1 kişi

      3. Ne güzel söylemişsiniz; # paylaşarak duyarlı zannetme. Bunun savunması da şöyle oluyor; “eğer hiç birşey yapamıyorsan, zulmü herkesin duymasını sağla.” iyi de kimse kendine sormuyor ben bu zulmün neresindeyim. Ne yazık ki hepimiz uzak ya da yakın bir yerlerindeyiz. Güncel olması açısından şu örneği vereyim; senin bir kadının boğazını kesmemiş olman, bu vahşetin sıkça yaşanıldığı bir toplumda, hiç suçunun olmadığı anlamına gelmez. Çünkü bu vahşet, hepimizin genlerine işleyen kültürel bozuklukların bir sonucudur. Hâlâ insanlar bu sorunların kanunlarla dUzeleceğini düşünüyor. Kanunlar kültürü düzeltemez. Neyse uzatmayayım. Biz kimiz de bu konular üzerine düşünme hadsizliğini yapıyoruz. Çok teşekkür ederim… Saygıyla…

        Liked by 1 kişi

      4. Ben bunu yazdım diye # paylaşmıyorum zannetmeyin. Çünkü insan hiç ses çıkarmamış olmak istemiyor. Bir eylemde bulunmak istiyor. Ama ne yapacağını da çoğu kez bilemiyor.
        Katılıyorum, kanun, yara kanadıktan sonra pansuman yapmak gibi, bizim kanamayı önlememiz lazım. Lakin bizim jenerasyon bunu tecrübe edebilir mi, bilmiyorum.
        Dediğiniz gibi…”Ne haddimize” 🙂
        Ben teşekkür ederim.
        Sevgiler, saygılar.

        Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s