Mavi Yeşil

Yansımalar – Bir Eski İstanbul

İkisini de alıp oturttum karşıma.

Dirençsiz gövdelerini birkaç dakika izleyip “Başlayın anlatmaya.” dedim.

Ne söyleyeceklerini düşünmedikleri aşikardı. Birisi ömrünün baharında, diğeri beşinci mevsime dayanmış bacaklarıyla aynı duvarın önüne düşmüş iki yabancıydılar.

Yeşil kadife elbisesi içindeki dik omurgasıyla yıllara meydan okuyan sağdakinden alamıyordum bakışlarımı. O da fark etmiş olacak ki, “Peki.” dedi. “Ben başlayayım.”

Bir heyecan dalgası kabardı karnımın orta yerinde. Denizin tabanında fokurdayıp yüzeye doğru ilerleyen küçük kabarcıklar gibi dağıldı diyaframıma.

Bu benim zamanım değil.” dedi çatallı sesiyle. “Sırtımı dayadığım duvar, ayağımın altındaki halı, baktığım şu pencere ile aynı dili konuşmuyorum.”

Biliyordum,
sussa da duyardım;
yine de sessiz kaldım. Anlatsın istiyordum, kendi zamanından kırpıntılar döksün önüme.

Herkesin, her şeyin incelikli bir yanı vardı o vakitler. Akşamları odalar derisi de, sözü de şık giyimli kadınlarla, erkeklerle dolardı. Sanmayın ki zenginliktendi nezaket. Mütevazi masaların etrafında toplanan insanlar da bilirlerdi kıymeti. Kırılganlığımıza, emektarlığımıza kapamazlardı yüreklerini. Bir aksilik olduğunda kurtulmayı değil, nasıl düzeltilebileceğini düşünürlerdi.”

Göz bebeklerim iyice büyümüş olacak ki, “Hayret ettiğinizi görür gibiyim. Öyleydi gerçekten.” diye tamamlarken, yokuş aşağı bir yola girdi sesi. Yanında sükunetle bekleyen halefini kastederek “Şu zavallı gibi hovarda bir çağın kıymetsizi değildim ben. Şimdi durduğum yerden, şu hava geçirmez pencereden izliyorum da, hiç benim gibi hissedemeyecek olmasına dertleniyorum.”

Senelerin, eskitse de yıpratamadığı bir asalet vardı üzerinde.
Her biri başka bir odaya dağılmış zaman dostlarının sohbetinden uzak, geçmişe doğru sepia özlemler duyan emektardan çevirip diğerine dayadım gözlerimi; süklüm püklüm susuyordu. Solmaya yüz tutmuş sentetik mavi giysisinin altındaki çalı bacakları henüz diriydi. “Günü kurtaracak cümleleri var mı ki?” diye düşünürken,

Ben….Benim…Ne dememi bekliyorsun? Alıp getirdiler işte. Bırakıverdiler şimdilik buraya. Nereye koysalar, yakışmıyorum. Sağlamdır diye oradan oraya sürükleyip her türlü iş için kullanıyorlar. Taş olsa çatlardı şimdiye dek. Bazen ellerini dahi kullanmaya tenezzül etmeden ayaklarıyla hiza veriyorlar. Küçük büyük demeden itip kakıyorlar aralarında. Güneşin altında saatlerce yandığımı, yağmurun altında günlerce beklediğimi biliyorum.”

Hiç bilmez miyim? Çok hızlı harcıyoruz şimdilerde her şeyi, birbirimizi…

Hoş!, Siz birbirinize karşı sanki daha mı özenlisiniz?” diye tamamladı iç sesimi. Konuşarak mı düşündüm diye yoklarken kendimi, selefini kastederek “O, bu zamana ait olmadığı için huysuz ve yalnız, ben bu zamana ait olduğum için örselenmiş ve kılıksız…O belki, işlevini yitirmiş bir dekor duvar diplerine terk edilen. Ben, o kadar bile olamayacağım üç gün sonra dolduğunda vadem.”

Kuvvetlice susmuşum dinlerken. Dilimle, gözümle, çenemdeki elimle susmuşum. Destursuz bir gıcırtıyla açılınca kapı irkilerek toparlandım.

— Ne yapıyorsun? Ne arıyor bunlar burada?
— Hı?

Maviyi kastederek , “Bunun yeri burası değil ki?”
–Evet. Öbürü?

–O yadigarmış. Dursun şu kenarda. Kırılır mırılır neme lazım.
–Anladım.

–Ne yazıyorsun sen yine?
–Ne yazıyorum?

–???
— Şey yazıyorum.. Estetik kültüründen salla gitsin kültürüne uzanan yolu.

–Nasıl oluyor o?
–Olmuyor!

–Hı?
–Eşyanın tabiatına aykırı şeyler, Boşver!

–İşssizlik böyle mi yapıyor?
–!!!!!!!!!

—İçeride bir sandık dolusu çamaşır varmış ütülenecek.
–Çok ilginç!

–Yemin billah yakacağım o defteri.
–Sahiden mi? Nasıl yapacaksın?
–Benim de sırlarım var.

Zamane kapıları da pek kibirli oluyor.

Biter.

Mavi Yeşil’ için 11 yanıt

    1. Büyük kelimelerle tebrik edilmek şansına erişmek ürkütücü aslında. Hele insan göremiyorsa aynada yüzünü… Layık olmak ümidiyle ve senin geniş zamanlı tabirinle, eyvallah #hkaygun 🙂

      Beğen

  1. İnsanın insanla olan iletişiminin yanı sıra, insanın cansız nesneler ve diğer canlılarla olan ilişkilerinin edebi yansımaları, bu konuda ehil kalemlerin kelimeleriyle daha bir cezbedici oluyor. Ve daha bir çarpıcı 🙏

    Liked by 1 kişi

    1. Ehil? Nasıl hak etmiş olabilirim ki bu ünvanı? Güzel niyetli ve elbette sadakatli bir okuyucumun bana layık gördüğü bir iltifat… Yine bilemedim ne diyeceğimi. 🙂 Nesneler… Konuşuyorlar durdukları yerden, anlayana.. Ben, belki sadece duyuyorum. Minnetle…

      Liked by 1 kişi

      1. Unutmayın ki benim Derya Cesur’a hayranlığım onun denizle olan sohbetleriyle başladı. Nasıl unutabilirim “Mavi zaman sohbeti” ni ya da “Kadın, deniz ve summer’s end” i… Saygıyla.

        Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s