Yitiş


Rachmaninov: Morceaux de Fantasie, Op.3 “Elégie”

Pek çok şeyi olduğu gibi erdemlice sevinmeyi de unuttuk.

Mutluluklarımız da yıkıcı nicedir.

Öylesine kamplaştık ve öylesine öfke biriktirdik ki”karşı” diye bellediğimiz her kaleye alevli golller atma arzusuna yenik düşüyoruz.

Yıllarca mücadele verdiğimiz, karşısında örselenip ezildiğimiz, şerrrinden kıyı köşelere itildiğimiz bir hastalığı kendi bahçelerimizde yeşertiyoruz.

Birbirleriyle karşılaştırılmadan stadyuma sokulan taraftarlar bile çözümlemeye yetiyor fotoğrafı. Kaybedenin kırılmadık koltuk bırakmadığı, sporcuların tartaklandığı, arabaların taşlandığı, kazananın kaybedene nanik yaptığı futbol müsabakaları ne ise, hayatın kalbi diğer kulvarlarda da öyle atıyor.

“Niye?” nin cevabı ise çok uzun değil;

Çünkü kazanmak yüce, kaybetmek aşağılık bir duygudur (!). Bu yüzden kaybeden, kazananın maskotu olabilir. Yüce olan hükmeder, aşağılar ve böyle böyle yüceliğini (!) perçinler.

Bizce çok güzel bir maçtı. Elinizden gelenin en iyisini yaptınız ve iyi bir oyun sergilediniz Böyle yetenekli bir takımla yarışmaktan onur duyduk.” diyebilme olgunluğuna sahip bir kazanan ile, “Oldukça iyiydiniz. Ne kadar elimizden geleni yapsak da her yarışın yalnızca bir galibi olabiliyor, tebrikler.” diyebilen bir kaybeden olgunluğuna ne zaman erişiriz?

Sorun belki de saygı, nezaket, adalet, hoşgörü gibi değerlerin üzerine toprak atmış olan bu çağdır. İnsanların artık hiçbir yarışta ilkeleri öncü yapmaması ile ilgilidir. Yitip giden her değerle birlikte iyice dibe vuran dayanışmanın, toplumsal hafızamızdaki tatlı bir anı olmaktan öteye geçememesidir.

Bugünün çocukları, ellerindeki akıllı cihazlara indirdikleri oyunlarda kaybedeceklerini anladıklarında, oyunun sonlanmasını beklemeden kapatıyor ve yenisini başlatıyorlar. Sonunda kazanacaksak çabalamaya değer ve kaybedeceksek kaçma hakkımız olan bir şey midir hayat?

İşin umutsuz tarafı ise, birer model olan biz yetişkinlerin, kaybetmek ve kazanmak konusunda çocukları aratmayan tutumlarımızdır. Sorumlu olduğumuz takım kaybettiğinde işin aslı hiç öyle olmasa dahi, “Birincilik sizin hakkınızdı. Siz kesinlikle onlardan daha iyiydiniz, juri taraf tuttu.” diye cürmünden büyük feryatlar kopararak geleceğe enkaz davranış mirasları bırakıyoruz. Mağlubiyeti metanetle karşılamaya hazır olan bir çocuğa verdiğimiz bu zararlı desteğin, onun yarınında nasıl bir bozulma yaratacağını öngöremiyoruz.

Kaybedince çeviriyoruz yüzümüzü çocuklardan. Ön sıraları başkalarına kaptırdıklarında memnuniyetsizliğimizi çekinmeden dışa vuruyoruz. Ve onlar, bir rekabeti “kaybeden” olarak bitirmenin zavallılığını (!) böyle böyle öğreniyorlar.Bu yüzden ne pahasına olursa olsun kazanmaya odaklıyorlar kendilerini. Alacakları numaraları, kaybedecekleri değerlere yeğliyorlar.

Ve hırsı, sözde başarı ile gelen kibiri hoşgörüyoruz bizler. Okulu birincilikle bitiren oğlumuzun, kızımızın yediği yemeğin tabağını, çatal kaşığını masada bırakmasını, binlerce soruluk testleri çözdükleri için yatağını hiç toplamamasını normal buluyoruz. Sınavlardan yüksek notlar getirip namı yüksek okulları kazandıklarında pek bir övünürken, yitip giden saygıları, hoşgörü ve vefaları için hiç dövünmüyoruz. Sonra gün gelip, işaret parmaklarını bize doğru sallayarak konuşmaya başladıklarında afallıyor, “Nerede yanlış yaptık, neyini eksik ettik?” diye kimseye duyuramadığımız sorular sormaya başlıyoruz.

Kazanmak da, galibiyete sevinmek de hak ve güzeldir. Fakat her şeye değer midir? Güçlünün haklı değil, haklının güçlü olduğu bir dünya ise varmayı umduğumuz, bugünkü yolumuzun doğruluğundan emin değilim. Aynı şekilde, haklılığını ispatta kaba gücü, kötü sözü ve her türlü aşağılamayı araç olarak kullanan insanların hangi iyilik, doğruluk ve haklılığı temsil ettiğini hatırlayabileceğinden de şüpheliyim.

Birbirimize güvenmiyoruz.

Birbirimizden korkuyoruz.

Kendimizi, giderek boyutları büyüyen duvarların arasında kurulan, kapısı bariyerli sitelerin içine atıyoruz.

Çocuklarımız evlerde ekran arkadaşlarıyla sosyal oyunlar oynarken, biz onları odalarında güvende (!) tutmanın rahatlığını yaşıyoruz. O güvenli koltuklarda oturup ekranların başında tuhaf deneyimler yaşayan çocuklar sessiz vedalar ediyorlar hayata. Kazanamadıkları okullar yüzünden, kaybettikleri aşkları ya da uğradıkları zorbalıklar yüzünden kapısı mücadeleye kapalı odalarda intihar mektupları yazıyorlar. “Kaybedişin telafisi yoktur.” faşizmine boyun eğip, var olma ve yeniden deneme direncine nakavt oluyorlar.

Makbul olmak için her yarışı galip bitirmek gerektiğine koşullanmış bu nesil, bu uğurda yok saymaya, aşağılamaya, ezmeye, hileye başvurmaya ve peyderpey ilkelerden, evrensel değerlerden uzaklaşmaya devam edeceğe benziyor. Bu nedenle, buna hizmet eden her ebeveyn, her yönetim ve her baskın tutumla sorunum vardır. Bunun önüne geçmek ve bu etkiyi azaltmak için harcanan her çaba, her toplu hareket, her eğitimci ve her ebeveyn ile barışım tamdır.

Yitişlerimizin son bulması umuduyla…

Derya CESUR

Yitiş” için bir yanıt

  1. Her insan, fiziksel bedeninin hayatını devam ettirebilmesi için beslenmek zorunda. Bazıları doğru gıdalarla sağlıklı bir hayat sürerken, bazıları yanlış seçimlerle iflah olmaz hastalıkların pençesine düşmekte. Ama gelin görün ki öyle bir devirdeyiz ki boğazımızdan geçecek gıda konusunda bile artık seçme şansımız yok denecek kadar az. Ne dayatılırsa ona mahkum hale geldik. Bu durum ruhumuzu beslediğimiz gıdalar için de geçerli artık. Bilinçli olarak dayatılan ruhsal gıdaların esiri olur hale geldik. Bu gıdalar öylesine cezbedici ve doyurucu gözükmekte ki artık gözümüze büyük bir iştahla tüketmekteyiz. Bunların neler olduğunu siz güzelce özetlemişsiniz. İşte bu yanlış beslenme sonucu his kanserine yakalanmakta ruhlarımız. Ve her geçen gün amansızca yayılmakta. Teşekkürler…

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s