Alyans

Kadın, o köyde yaşayan ve kocası ölen diğer kadınlar gibi balıkçılık yapıyormuş, sabah gün doğmadan kalkar ağları atar, yakaladığı balıkları köy meydanında satar ekmek parasını çıkarırmış…
Bir gün köylüler kadının balıklarla konuştuğunu görmüşler, diğer gün kuşlarla…
E aklını bozduğunu düşünmeleri normal tabi!
Kadının ismi Zehra…
Gölde en büyük yayınları, turnaları Zehra yakalar olmuş, köylü hasetlenmiş.
Öyledir, biri diğerlerinden büyük balık yakaladığı zaman hasetlenir insanoğlu, önce çamur atar, gücü yeter gözüne de kestirirse çamurun içine atar.
Balıkları zehirle öldürüyor diye şikayet etmişler, sonra da dinamit patlatıyor diye…
Yetmemiş kasabadan bir adamla adını çıkarmışlar, adamın geceleri Zehra’nın evine gelip gittiği yalanını uydurmuşlar…
Zehra sokağa çıkmaz, kimse ile konuşmaz, yakaladığı balıklar da köy meydanında para etmez olmuş.
Zehra kimse ile konuşmaz dedim ama balıklar, kuşlar hariç!
Ne yapsın gariban, çoluk çocuk, arkanda da duracak kimse olmayınca, kapatmış kendini eve, mübarek göl kurudu say, köylünün ağları hep boş…
Balığın olmayışının faturasını Zehra’ya kesmiş köylü, bir gece evini taşlamışlar, diğer gece kayığını yakmışlar, uğursuza çıkarmışlar adını.
Zehra bırakmış koca evini, zeytinliklerin içinde rahmetli babasından kalma tek göz bağ evine taşınmış kimseye haber etmeden, beraberinde güvercinler, kumrular…
Suyun hafızası vardır, olanı biteni kaydeder saklar denir, gel zaman git zaman nasıl olduysa suyun gizemini çözmüş Zehra! 
Öğreteni kim? 
Bilmem!
Gözündeki perde kalkmış de, sırlar kapısı açılmış de, kuşlara, balıklara yor…

Zehra’nın hikâyesini bizim Kamil Ağbi anlattı, tutturdu ille de beraber gidelim diye, güldüm geçtim, ısrarcı bu senin de gelmen lazım diyor başka bir şey demiyor…
Bir gece aldım Kamil Abi’yi;
– Ağbi ne öğrenmek istiyorsun sen?
– Yengeni geçen sene kanserden kaybettik ya! Alyansı kayıp, rüyama giriyor kaç gecedir, alyansı bul diyor başka bir şey demiyor, kan ter içinde uyanıyorum canım kardeşim, bir taraftan korkuyorum, evde bakmadığım yer kalmadı.
Aslında yüklenecektim Kamil Ağbi’ye yarını bilmenin insana ne faydası var diyecektim, boş işler bunlara çıkaracaktım yolu, alttan alırsa basacaktım fırçayı, caydıracaktım…
– O kadının alyansı bulacağına inanıyorsun yani!
– Evet.
– Yahu kendine hayrı olsa, kayığının yanacağını görürdü, kocasının öleceğini bilirdi, sineceğine köylüye karşı savunurdu kendini, kaçmazdı, dik dururdu…
İki gün sonra evinden aldım Kamil Ağbi’yi, güneşli bir mayıs günü, gelen erkek olunca yalnız bakmazmış Zehra kadın, iki kişi olsun istermiş, kadın da haklı, biri bir şeye niyetlenirse diğerinden utansın, ille de benim gitmem hem ondan hem dilimin anahtarını denize atmamdan…(!)
Yolumuz uzun, Tekirdağ’da köfte yedik, gemide ince belli bardaklarda deryaya karşı çay içtik, martılara simit attık, rahmetliden konuştuk, yolun eskisi olduğum için, geçmiş yolculukların tortularından dem vurdum, güzel yerlerden geçerken burada yaşasaydık acaba hayatımız nasıl olurdu diye düşledik…
Kasabaya giden yoldan köye giden stabilizeye dönünce bir çobana sorduk Zehra Kadın’ın evini, büyük bir saygı ile tarif etti çoban, “ikinci sapaktan döneceksiniz” dedi, döndük, “on dakika düz gideceksiniz” dedi, gittik, dediği gibi de gördük bağ evini…
Zeytin ağaçlarının içinde taş bir yapı, yapıda ahşap bir kapı…Su kuyusu, tavuklar, ördekler, yaban güvercinleri, serçeler, kumrular… Kalabalık olur sanıyordum fakat değil, bizden başka kimse yok.
Arabadan inip acaba şimdi ne yapacağız diye düşünürken, ahşap kapı açılıyor, kısa boylu, şalvarlı, beyaz başörtülü, ellili yaşlarda güleç bir kadın karşılıyor bizi…
Kamil Ağbi’yi buyur ediyor, bana; “Sen dur” diyor.
İki kişi olmamız gerekiyormuş deyince gülüyor, kapıyı kapatıyor.
Ah be Kamil Ağbi diyorum içimden, ah be Kamil Ağbi, bir sigara yakıyor, sundurmaya oturuyorum…
Zeytin ağaçlarından birine gelinlik asmışlar, diğerinde ayna var, başka bir ağacın dallarını budamışlar bildiğin korkuluk yapmışlar, ceketi, şapkası, tuvalet, tuvaletin yanında yanmış kayıktan geriye kalanlar, ağlar, eve dayanmış bir kürek…
Hikaye doğru galiba diye geçirirken içimden, izmariti parmağımın ucu ile fırlatmışken, Kamil Ağbi çıkıyor, gözler kan çanağı, para vermek istiyor, Zehra kadın almıyor. Sanki ben orada yokmuşum onu beklemiyormuşum gibi arabaya biniyor Kamil Ağbi, sağ koltuğa oturuyor…
Ayaklanıyor, gitmeye niyetleniyorum. Zehra Kadın;
– Buraya kadar gelmişsin sana da bakayım?
– Merak ettiğim bir şey yok.
– Gel -diyor.- Herkesin merak ettiği bir şey vardır.
Gülümsemesine, samimiyetine güvenip ahşap kapıdan giriyorum, oda karanlık, koru sönmüş ekmekli sobanın üzerinde beyaz bir güvercin, orta yerde bir sofra, sofranın üzerinde bir tas, tas içinde de su var.
Diz çöküp oturuyorum;
” Su unutmaz ” diyor.
” Biliyorum” diyorum…

Dönünce, dolapta rahmetlinin örme eldiveninin içinde buluyoruz alyansı.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s