Camdan Öte

Kızılay durağında indim az önce. Elimde portakal suyundan geriye kalan plastik bir şişe… Etrafta çöp kutusu olamadığını öğreneli oluyor birkaç gün. Geçici olarak ikamet ettğim Bahçeli’ de de yok. Apartman kapılarının önüne çıkarılan çöpler çiğsek bir koku yayıyor akşam üzerleri. Bu, insanların çöp kutularından gelen tehlikeye tercih ettikleri bir hoşnutsuzluk sanırım. Patlıyormuş çöp kutuları, patlayıp etrafa saçılıyormuş parça parça. Ne garip ki alışıyormuş insan bombalanma ihtimaliyle yaşamaya, birilerinin onun canını yakma ihtimaliyle barışıyormuş zamanla.

Bahçeli dolmuşları Güvenpark’ın yanından kalkıyor. Taksiler, insanlar, bir TOMA, bir Akrep, en az iki kişi olmak suretiyle gruplar halinde gezen çevik kuvvet polisleri… Bekleyen dolmuşun siyah film çekilmiş penceresinden dışarıya bakıyorum. Yüzü var, sesi yok insanların.. Kulağıma dolan müziğin tınısından mı bilmiyorum kimse kötü görünmüyor gözüme. Bilmiyorum, belki de country nin insanın yalnızca aşk için yaratıldığını hissettiren tuhaf duygusu yüzünden bana öyle geliyor. Gencecik oğlanlar ve nadiren de olsa kızlardan oluşan polis grupları normalliğin içinden yürüyüp geçerken yüzlerine bakıyorum. Gülüyorlar, o gün gördükleri, duydukları  şeyleri paylaşıyorlar, meslektaşlarının eylem hikayelerini dinliyor ya da biraz kilo aldıklarından, öğlen yemeğini biraz fazla kaçırdıklarından bahsediyor olabilirler. Bir tahmin.. . Çünkü sıradanlığın rahat kas hareketleri var yüzlerinde.

Mini etekli ve askılılar, uzun etekli ve baş örtülüler, atletikler ve şişmanlar, karizmatikler, takım elbiseliler, ne giydiği umurunda olmayanlar geçip gidiyor karışık sokağın adımlanabilecek her yerinden. Teksas’ ın tozlu kovboy kasabalarında salaş bir barda birasını yudumlayan film kahramanlarının tutkulu aşklarını çağrıştıran bir şeyler söylüyor Ronnie Dunn. Ben sanki bir Western filminin arka sokağından yürütüyorum insanları. Kurtulmak için ille de kirli sakallı ve çamurlu çizmeleriyle kapıdan girecek sert adamı bekleyen zavallı kasaba halkının çaresizliğine benzetiyorum günlerdir bizi kemiren şeyleri. Birkaç dakika önce Ethem’in vurulduğu yerde yere bırakılan çiçeklere, gazete haberlerine, fotoğraflara bakarken de farklı değildi. İmza topluyorlardı ADALET için.. Adalet, düelloda silahını en hızlı çeken kovboyun merhameti gibi. Ya da merhametsizliği mi demeli?

50 metre geride bir adamın cesedinden kalan izi dururken, yürüyor hayat park etmiş asayiş zırhlılarının arasından. Onlar, bunlar, biz ve şunlar birbirlerinin ayak izine basıyorlar fark etmeden. Sarı ve siyaha dönerken görüntü, bir sıcaklık serabı dökülüyor caddeye. Şapkası yüzüne düşmüş ihtiyarın teki ahşap barın dar verandasında horulduyor. Önce mahmuzlu bir çift çizme beliriyor iki kanada açılan kapının altında. Ahşap zeminde topuk sesleri sayılıyor. Arkasından başka çizmeler doluşuyor içeriye ve bir el silah sesi bozuyor uyuşuk sessizliği. Ortalık birbirine giriyor, insanlar masaların altından olanları dehşetle izlerken barın üzerinden bir adamın gövdesi uçuyor arka tarafa. Barut kokusu sarıyor ortalığı. İnsanlar sessizliklerinde kaybolurken  işlerini bitiren kahverengi çizmeli üç adam aynı kapıdan dışarı çıkıyor. İhtiyar, sandalyesinde uyumaya ya da öyleymiş gibi davranmaya devam ediyor. Tek derdi ortalığa saçılanları toplamak ve kan lekelerini temizlemek. Sıcak yaz günlerinde kan lekesi temizlemenin ne kadar zor olduğu geliyor aklına, homurdanıyor. Çoğu zaman çıkmadığı için kirli kırmızı bir nişan olarak kalıyor duvarlarda. Teksas’ta herkes böyle böyle kan görmeye alışıyor, alışınca kavgayla yaşamaya, ölüm yalnızca bir teferruat oluyor çünkü.

Aracın hareketiyle dağılıyor sarı siyah görüntü. Bir kovboy filminin klişelerini aratmayan bir düzende ve pasif bir hareket enerjisinin hakimiyetinde yola devam ediyorum. Akustik bir aşk şarkısı daha final yaparken bunca kıyametin içinden sağlam çıkmayı ve tarafsız kalmayı başaran tek duygunun bu olduğuna karar verdim. Ne öfkeyi tutabildik aynı yerde ne de hoşgörüyü.. Ne kızgınlıklarımıza direnebildik ne sevebildik insanı Yaradan’dan ötürü. İntikamlarımızı ya da umutsuzluklarımızı büyüttük bazen. Acı desen her defasında bol biberli…Bir tek aşka dokunmadık tüm bunları yaşarken.

Temmuz 2013

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s