Kaybolanlar

Tenhada kaybolunca çabuk buluyorlar yalnızları. Kalabalıklar içerisinde ise zor. Kalabalıklar içerisinde çabuk buluyorlar kendini asanları, tenhada ise zor.

Seviyorum huzur bulamasam da kalabalıklar içerisinde kaybolmayı ve seviyorum kalabalıklar içerisinde kaybolanları. Kalabalıklar içerisindeki yalnızları, kalabalıklar içerisindeki yalnızlığımı. Neden seviyorsun diye soranlara, sevdirenlere sorun diyorum. Nedenini onlar biliyordur, ben sadece seviyorum.

Yalnızlar mı oluşturuyor omuzları yürürken birbirine değen fakat ruhları birbirine sonsuz uzaklıkta ki kalabalıkları? Ya da kalabalıklar mı doğuruyor nur topu gibi yalnızlıkları ve yalnızları? Okumaya çalışıyorum kaybolanların basılı mecralarda değil fakat yüzlerinde yazılı olan biyografilerini. Peki, başkaları da okumaya çalışıyor mudur beni gördüğünde içimdekileri? Gözlerimden anlamaya çalışıyorlar mıdır huzursuzluğumu, yalnızlığımı, alışmışlığımı, unutamamışlığımı…

Kalabalıklar içerisinden ayrılıp ücra bir sokaktaki kahve dükkânının en ücra masasında buluyorum huzuru, sandalyeme oturmuş, alışık olmayanın midesini tarumar edecek koyuluktaki kahvemi yudumlarken ve gri dumanı ciğerlerime çekerken. Kahve dükkânının müzik kutusundan süzülüp Laura Pergolizzi misafir oluyor o an masama, ”Söyle, kaybettiklerim! Sende mi kaybedildi?” Diyor. Ciğerlerimde seyrüseferini tamamlayan dumanı notalarına üflüyorum. Bulduğum o huzuru daha dükkândan çıkmadan düşürüyorum. Biliyorum nerede düştüğünü; ya kahvenin son yudumunda ya sigaranın son külünde ya da şarkının ”Lost on you(Sende kayboldu)” nakaratında. Fakat biliyorum kahve dükkânının kapısından dışarı çıkaramayacağımı. Başkası alıyor mu acaba düştüğü yerden ve o başkası benim yapamadığımı yapıp çıkarabiliyor mu kapıdan dışarı? Var mı acaba hiç düşürüp kaybetmeyen? Ya da ben miyim sadece ara sıra bulup sonra yeniden zayi eden?

Kendini üç liralık iple asan insanla, binlerce liralık silahla vuran insan aynı ölüm duygusunu mu yaşıyor acaba? Ya da silahla vuran daha fiyakalı mı oluyor? Ya da tetiği çekmenin basitliğinin yanında, uzunca süre ipini hazırlayan daha mı karizmatik? Ruhları, bedenlerini terk edip işte huzur! Diyerek yedi kat göğe mi yükseliyor; yoksa yakıtı insanlar ve taşlar olduğu söylenen yedi kat cehenneme mi alçalıyor? Neden birisi de geri dönüp anlatmaz ki ne olduğunu? Kararsız onlarca kaybolmuşa bir kapı aralasınlar…

Huzuru kaçınca mı kaybolur insan; ya da kaybolunca mı huzuru kaçar?

İnsanlığını kaybedip kendi kaybolmayan neden daha çok bu dünyada; ya da insanlığına sarılıp kendini kaybeden neden daha az? Neden huzur ve insanlık barınamaz aynı anda kaybolmamış ruhlarda?

Ve sen! Ey Kıyamet!

Sen gelince mi bulunacak insanlık; ya da bulununca mı insanlık, geleceksin sen?

Gelmedi mi daha gelme vakti?

Ve sen! Ey alışılmış ama unutulmamış!

Söyle, Kaybettiklerim! Sende mi kaybedildi?

Özkan SARI

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s