Kağıt Kesiği

”Sanma o yaralar ilaç, merhem ister, yenidir…
Bunca yıl yaşadığımı hissettiren; acısı, iltihabı hiç dinmeyen o kağıt kesikleridir.”

”Sadece bir bıçak, bir tabanca mı yaralar sanıyorsun insanı, 

Kağıt kesiği yaralar açıyorsun gönüllerde, sanma acımaz.”

Son kitabım yayınlandıktan sonra aldığım sayısız e-postadan biriydi bu satırlar. Gönderen kişi ‘kâğıt kesiği’ derken muhtemelen yazdıklarımın üzerinde bıraktığı etkiden bahsediyor olmalıydı.

Zihnim bir kelimeye, bir cümleye takılmaya görsün, günlerce düşünür, saatlerce kendince yorumlar yapar. Uykumdan bile uyanmışlığım çoktur bu yüzden. O bir kelime, bir cümle, boks torbası gibi asılır zihnimin boşluğuna, patlayana kadar bir beynim vurur bir gönlüm.

Kâğıt kesiği? Neden bu tabiri kullandı acaba? Kâğıt derken kastettiği kitabım mı yoksa asıl anlatmaya çalıştığı kâğıdın kesiğinde mi saklı? Offf… Uyu artık!

Uyuyamadım tabii… Kalkıp bilgisayarımın başına geçtim hemen. Neymiş bakalım bu kâğıt kesiğinin aslı astarı? Yaptığım kısa bir araştırmanın ardından, kâğıt kesiğinin diğer kesiklere göre daha fazla ve uzun süre acı hissettirdiğini ve iltihaplanmaya daha yatkın bir yara olduğunu öğrendim.

Jilet ve bıçak benzeri aletler düz ve temiz bir kesik oluştururken geride enfekte olmaya sebep verecek parçalar bırakmazmış. Kâğıt kesiği ise deriden geçtiği esnada geride enfeksiyona sebep olacak minik parçalar bırakırmış. Kâğıt, ağaç ve çeşitli kimyasal maddelerden elde edildiği için, deriyi keserken bu maddeler yaranın içinde kalır ve ciltteki ağrı reseptörlerini uyarırmış. Ufak bir yara olduğu için deri hemen kapanır, ancak içeride kalan parçacıklar bizi rahatsız etmeye devam edermiş.

İlginç bulmuştum doğrusu bu konuyu? Benim yazdıklarım da acaba O’nun gönlünde mi iltihaba sebep oluyordu? Diğer bir çırpıda okunup geçilen kitaplar jilet kesiğiydi de benim kitabım kâğıt kesiği miydi?

Ah! Ah! Ruhumun dingin göllerinde homurtulu bir şekilde yüzüp duran ‘septisizm’ bandıralı vapuru bir türlü limana yanaştıramıyordum.

Belki de bir şeyler ima etmeye çalışmamıştı. Sadece aklına geldi ve yazıp geçmişti olamaz mı? Pek tabi olabilirdi. Peki ya öyle değilse? Haydaaa…  İşte bu duygu, karanlık bir kuyunun dibine doğru düşmekten farksızdı.

Tamam. Bunları bir kenara bırakacak olursak eğer, peki, neden böyle bir mesaj gönderdi bana? Kâğıt kesiği yaralar açtıysam gönlünde, açtığım bu yaralar acıyorsa, merhemi olmamı mı istiyordu? Beni tanımıyordu bile… Benden etkilenmiş ya da kitabımın kahramanını ben sanmış olabilir miydi? Ya da sadece masumane iki satır mıydı yazdıkları iltifat amaçlı? Dur bakalım! Ben de iki satır cevap yazayım kendisine de sonrası ne olacak…

***

Genç yazar e-posta hesabını açıp gelen mesajın cevapla bölümüne bastı ve:

”Her merhem, her ilaç iyi mi eder sanıyorsun yaraları,

Şifa gördüğün o gönül belki bir zehir, sanma sürsem iyileşir.”

Son noktayı koyup gönderdi.

Cevabın gelmesi uzun sürmedi:

Gelen bir fotoğraftı. Yaklaşık otuz yıl önce çekilen, kendisinin de içinde bulunduğu bir fotoğraf. Hemen ardından iki satırlık bir cevap:

”Sanma o yaralar ilaç, merhem ister, yenidir…

Bunca yıl yaşadığımı hissettiren; acısı, iltihabı hiç dinmeyen o kağıt kesikleridir.”

Odanın sessizliği, genç yazarın titreyen dudaklarından ağır ağır dökülen, titreyen harflerden oluşan bir kelimeyle bozuldu:

”Ayla!”

Bu isim, genç yazarın son kitabının adıydı. Ve o adrese atılan onlarca e-postaya rağmen bir daha hiç cevap gelmedi.

***

Özkan SARI

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s