His Kanseri

Ben beden işçisi değilim. Üzerimdeki kıyafetlerim tozlanmasa da her zamanki gibi ruhumun tozlandığı bir mesai bitimindeyim. Elbisenin tozunu çırparsın, kirini yıkarsın geçer de ruhunun tozu silkelenmeyle geçmiyor.

İşten çıkıp otobüs durağına doğru yürüyorum. Yürürken insanların yüzlerine bakmayı severim, biliyorum çok hoş bir davranış gibi gözükmüyor olabilir ama o yüzlerdeki ifadeler değil midir biraz da insanın yaşamının özeti. Anlık bir yüz ifadesinden mi okuyacaksın bu özeti diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Evet, çünkü anlarım o ifadenin yer ettiği yüzde misafir mi yoksa ev sahibimi olduğunu. O yüz ifadeleri virüs gibidir, bir kez yerleşti mi insanın yüzüne, söküp atmak tedavisiz mümkün olmaz.

Özetle şöyle ifade edeyim; siz de dikkat ederseniz fark edeceksiniz ki yüzlerinde genellikle hep bir gülümseme, mutluluk hali olanlar bebekler ve çocuklardır. Onlar, Disneyland’ın masalsı oyuncaklarına binerken de, Orta Doğu’da üzerlerine bombalar yağarken de, Afrika’da açlıktan ölürken de, Denizli’de Çınar meydanındaki otobüs durağında beklerken de hep aynıdır. Biraz da oyundur onlar için hayat. Onların yüz ifadelerinden okuyamazsınız yaşamının özetini. Çünkü onların yüzündeki her ifade misafirdir. Çünkü bebekler ve çocuklar insan saflığının en ari formudur.

İşten çıkıp otobüs durağına doğru yürüyorum. İnsanların yüzlerine bakıp okumaya çalışıyorum yaşamlarının özetini; tedirginlik, korku, kuşku, huzursuzluk, mutsuzluk, değersizlik, bıkkınlık, hüzün. Tebessüm eden bir yüze, mutlu bir yüz ifadesine denk gelmek artık çok zor. His kanseri diyorum ben bu duruma. Olumlu tüm hisleri ele geçirip yok eden, sadece bebekler ve çocuklara bulaşmayan bir hastalık ”his kanseri”. Ortaçağ karanlığının karanlık hastalığı veba gibi yayılmakta…

”İnsan; dün, bugün ve yarının kavgasını ayırmaya çalışırken hayatını kaybeden zavallı bir yolcudur.” der Tolstoy. Belki de bu kavgadır o yüzlerde yer edinen asalak ifadeler. Belki de bu kavganın henüz başlamamış oluşudur bebek ve çocuklardaki tebessümler, gülücükler…

Yürümeye devam ederken üç üniformalı öğrencinin gülüşmeleri takılıyor kulağıma ve tam o sırada yanımdan geçen bir bebek arabası içindeki bebek, hediye ediyor tebessümünü yüzüme. Anlık da olsa bir tebessüm yüzümde… Gözlerimin bakışlarından sırasını savan bebeğin ardından bir esnaf dükkânının önündeki taburelere oturmuş yere tüküren adamın yüzüne bakarken buluyorum kendimi.

”Ne sırıtıyon ulan! Neye bakıyon?”

”Şey… His kanseri!”

”Ne kanseri ulan değişik”

Bir an irkilip kendime geliyorum. Bebeğin emanet ettiği tebessümü oracıkta yere düşürüyorum. Adamdan özür dileyip hızlıca uzaklaşıyorum uzun adımlarla. Tolstoy, bebekler, çocuklar, Disneyland, Orta Doğu, Afrika, kanser, veba, yüz ifadeleri, birden buharlaşıp kayboluyor.

Durağa ulaşıp otobüsü beklemeye başlıyorum. Sonra kendime sesleniyorum:

”Kabul et!  Değişiksin işte…”

Sonra yüzümde yeniden bir tebessüm beliriyor… Ev sahibi sanmayın sakın! Misafir.

Özkan SARI

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s